23 Kasım 2014 Pazar

Karanlığım, Karanlıksın, Karanlık



Deniyorum ama olmuyor. İnan ki hiç zevk almıyorum. Dursana artık yeter, en azından pozisyon değiştirmeme izin ver. Hah! Tamam dur öyle. Gözlerini çek bedenimden konsantre olamıyorum. Acı çekmemi istiyorsun madem, o zaman bakma bana. Nasıl bu pozisyon hoşuna gitti mi? Daha kolay giriyor değil mi. Off nasıl da iyi geldi. Altı çizili darbeler istiyorum senden. Tırtıklı gibi oluyor, hoşlanıyorum.
Nasıl ama? Senin de hoşuna gitti değil mi. Aslında benimde hoşuma gidiyor. Seni böylesine kara kara içime almak çok hoşuma gidiyor. Ah Karanlığım sana diyorum, aman yanlış anlaşılmasın. Fesatsın biraz bilirim. Kim bilir üstte yazdıklarımdan sonra neler düşündün. Aslında bende çok düşünürüm. Hem de fazlasıyla düşünürüm. Sonra susarım bazen. Ben bazen konuşarak da haykırarak da susarım. Herkes duyar ama kimse anlamaz.
Nasılsın karanlığım? Bak sana öyle bir sesleniyorum ki, hem adına sesleniyorum, hem koyduğum ek sayesinde seni ben yapıyorum. Ne kadar karışık değil mi. Bende karışığım. Ben bazen çok karışığım. Her sabah kalktığımda, aynada kendime bakarak silahı kafama dayıyorum. İllâ ki ateşlemeli olmasına gerek yok. Biliyorsun ki kendime tek bir bakışımda kendimi tam alnımın ortasından vururum. Sonra ne oluyor biliyor musun karanlığım. Akşam oldu mu, yani kafamı yastığa koyduğum zaman kendime teşekkür ediyorum. Hem de tahmin edemeyeceğin kadar büyüklükte teşekkür ediyorum. Amına koyayım böyle karmaşanın. Sana demedim bunu yanlış anlama. Aslında anlaşanda olur. Ben zaten çok şeyi yanlış anlatıyorum. Kimse anlamıyor beni. Kimse dinlemiyor beni. Belki anlasa dinlemek ister. Belki gerçekten anladığında “bende senin taa amına koyayım” der. Çünkü anlamıyorlar. Anlasalar “siktir git” derler. Bana kimse siktir git demiyor. Bana kimse hiçbir şey demiyor. Teşekkür ediyorum her gece kendime kendimi öldürmedim diye. Sabah uyanınca işler değişiyor. Tamam diyorum, şimdi zamanı geldi. Ah be karanlığım, ben çok karanlığım.
                


           Oh! İşte sen busun. Lütfen bu pozisyonda kal. Altta olmak hoşuna gidiyor değil mi. Hadi! Durma, daha darbeli vur. Benim gibi kaltağı başka bir yerde bulamazsın. Hahaha! Nasıl ama hiç zevk vermiyorum değil mi. Beynimin vajinasına toki altmışbeş milyon konut yapayım dedi de izin vermedim. Anla artık ne büyük! O yüzden senin şu koca karanlığını hissetmiyorum. Sakın üzerime boşalayım deme! Ruhumda kimliği belirsiz ve faili meçhul o kadar sperm var ki. Bir de senin pis kalıntılarını ruhumda taşıyamam.
                Ah be karanlığım.. Ben bugün çok karanlığım. Kusura bakma bir ağız tadıyla veremedim sana ama, bende ki de orospu nazı işte. Tarak görene kadar benim inadım. Ama artık fazla anlıyor musun. Bazı şeyler fazla geliyor. Yoksa, biliyorsun kimse senin gibi düzemedi beni. Her ne kadar artık eskisi gibi acı vermesen de arada seni istiyorum bilesin. Aşk olsun! Karanlık mastürbasyon yaptığımı nereden çıkardın. Ya lütfen asma suratını. Haydaa! Kim uydurdu bunu sana? İnan ki seni aldatmıyorum.
Hem suç benim mi?
Sen gidip içine aldığın onca griden hesap sordun mu? Aslında sende fark etmiyorsun ama yavaş yavaş blurlaşmaya, netleşmeye başladın. Haydaaa! Ben ne yaptım olum. Gerçi sende haklısın. Karanlığın ta kendisini bile beyazlatacak uğursuzluk var bende.
Neyse, bugünlük yeter, gidip duş alayım. Karanlığın koynuna girmenin bedeli var.
Hadi sende gir bir gusül al. Cenabet karanlık istemiyorum beynimin içinde.



20 Kasım 2014 Perşembe

Yalnızlık, yalnızlığımın içinde yalnız kaldı




Bankın dili olsam,
Konuşsam etrafımdaki sararmış yapraklarla
Kasıp kavursam ortalığı,
Bir tahta olsam mesela,
Ulaşsam tüm banklara
Fikrimi sormadan,
Bıraksalar parkın tam ortasına
Yalnızlığı bir bedene sokmak istesem
Kendimi atsam cellat diye ortaya
Bir çocuk gülüşü takılsa aklıma
Yanı başımda ulaşsalar sevdaya.
Bir ormana ulaşsam doruklarda
Bir piknik tüpü yalnızlığına bürünsem
Dalsam tam ortalarına
Yaksam içimi
Bir çay bardağıyla çıksam dudaklara
Çay bardağı olsam mesela
Yaksam elleri, dudak payı bırakmasam
Şekerin ta kendisi olsam
Ulaşamasam bardaklara.
Hüzünlensem yalnızlığıma
Hüzün sigarası olsam, dökülsem kaldırımlara
Küllerimle savrulsam
Bir bütün olsam koca bir stadyumda
Ev sahibi sevse
Karşı taraf sevilse
Hakem olsam bende
Hiçbir zaman kazanamasam..

t.yazıcı
00:17
20 Kasım


10 Kasım 2014 Pazartesi

"Parçalanmış Gülüşler" doğuruyor..


            Yazmaya başlamadan önce çok düşündüm.. hatta bir ara vazgeçtim her şeyden. aklıma kazıdığım bir sürü hikaye geçişlerini silip atmayı denedim. sonra gördüm ki ne ben onları bırakabildim, ne de onlar beni. birlikte yattık, birlikte kalktık. bazen hüzünlendik, bazen seviştik. bazen onlar beni öldürdü, bazen ben onları hunharca katlettim. bir şekilde birbirimizi idare ettik. sonra bir baktım aaa hamileyim, dayandı lavuk, çıkmak istiyor. sezeryan filan dediler başta, kabul etmedim. her şeyin doğalı mâkul olan dediler, hak verdim. bir şekilde kesip atmam lazımdı göbek bağı beynimle düğümlenmiş bu piçi. öyle oldu, öyle hızlı ve uzun yazdım ki. birden çıktı her şey. bazen öyle şeyler yazdım ki kendimden korktum. hikayelerimi okuttuğum bir kaç kişi benden korktu. yok, hayır bari siz korkmayın. bundan sonra korkması gereken benim. son noktayı koyduktan sonra derin bir boşluğa düştüm. simsiyah koca bir yerde buldum kendimi. adım atıyorum ama, attığım her adımda bir yere tosluyorum. bir yere tosluyorum ama neresi olduğunu göremiyorum.
            Parçalanmış Gülüşler dedik. Bir şiirdi beni her şeyden öte yazdırtmaya başlayan demiştim. Bu yüzden kitabın ismine yakışır şeyleri yazmaya özen gösterdim; yani her şeyi. ben yine bendim. yine hiçbir sınır tanımadım, yine aklıma esen her şeyi yazdım. iyi mi ettim kötü mü ettim onu göreceğiz. ama etrafını çevreleyen babaların gölgesinde ve huzurunda beş hikayemi de tamamladım. benden bu kadar, sıra yayın evinde. bu sürecin de kısa olacağını zannetmiyorum. sizlere haber veririm durumu. şimdi bulmam gereken bir fener var. her yer karanlık olsa ne yazar, düştüysek kalkarız; daha ölmedik ya!

                                   

4 Kasım 2014 Salı

Bul Karayı Al Parayı

                Hayır, lütfen bana öyle bakma!
Seni umursamadığımı neden düşünüyorsun? Nedir seni buna iten lütfen benimle paylaş.
Gözlerimin içine bak diyorum sana, lütfen bana inanmalısın.
Bak hakikaten sana yalan söylemiyorum.
Tamam hadi o zaman bir sebep söyle, niye inanmıyorsun bana bir sebep söyle. Şuan ne yazdığını bilmiyorsun ve sadece yazmak için yazıyorsun haksız mıyım?
Belki haklı olabilirsin, ama en azından itiraf et, kişilik bozukluğun var. Kimi yazdığını şaşırıyorsun arada sırada. Bu kadar kaptırma kendini koç.
Sen kimsin ki, sana inat bu yazıda siyah punto ve satır aralığı bırakmayacağım, hadi bakalım kim kiminle konuşacak bakalım anlayabilecekler mi. He bunu yapacak kadar da sıyırdım diyorsun yani. Sen boksun bok! Orta iki de elinde tuttuğun o esrar gibi bok! Ya da onu da boşver, bir oyun hatırlatayım sana. Söyle çabuk. Hayır araya laf sokarak kimin kime laf soktuğunu karıştırmana izin vermeyeceğim. Küçükken neydi lan öyle, insanların arkasından dibine kadar girip yürüyordun, sonra ne oluyordu? Elleri sikine çarpıyordu, e sonra ne oluyordu? Her zaman arkadan vuran suçlu değildir paşam! Kusurlu duruma o masum elini senin sikine vuran düşüyordu değil mi? Bir kere o oyunu sadece ben oynamadığımı geçen okuduğum bir kitapta öğrendim. O yüzden suçu sadece bana atamazsın. Hain köpek! Lan sus! Senin yüzünden beni sevimsiz ve dünyası sadece siyah renklerle kurulu biri zannetiler. Velev ki ibneyiz mitinginde salladığın bayrak olduğunu mu iddia ediyorsun yani? Konumuz o değil, bir kural düzenimin olmadığını sende benden iyi biliyorsun. Kuralları belirleyen sensin gerizekalı! Ben bir Tanrı olsaydım evet, uyun derdim. Atma! Sen Tanrı olsan, insanlara kıyafet bile giydirmezdin. Siktir lan! Kıyafet giydirmeyip ne yapıcam, çok mu meraklıyım. Seni sustarabilmek için ne yapmalıyım? Aynaya bak. Niçin? Bilmem ilk aklıma orası geldi. Ha siktir, ben kimdin lan. Yaa! Böyle öperler işte adamı koçum. E şimdi hangimiz kazandık? E tabii ki ben. Sen kimsin ki? Ne bileyim olum. Haydaa. Olum ikimizde tuttuk başını o zaman. Çok zekisin ya, hadi şimdi akıl ver; kim olduğumuzu nasıl anlayacağız tekrardan? Aaa buldum! Hadi bana en sevdiğin yemeği söyle. Yav olum, manyak mısın. Manyak olmasam senin yanında işim ne. Sende haklısın. Ama belki sevdiğin yemeği söylersen kim olduğun açığa çıkar. Sorun da orada, sen bensin aslında. Kim bilir benim gibi kaçını kullanıp attın bir köşeye böyle. Haydaa, olum kıskançlığın sırası mı. Hadi söyle, onlara da amına koyayım dedin mi. Ya etme gözünü sevem, bak küfürsüz gidiyorduk ne güzel. Siktir dedin ya o küfür sayılmıyor mu. Yok, o başımdan gitin seri söylenmiş şekli. Ama millet rahatsız oluyor. Belki de onlar siktir demiyordur hiç. Defol git başımdan diyordur. Siktir bee! Olum tam çözmek üzereydim lan kim olduğumuzu. Nasıl yani? Hani senin bir yanın küfre karşı ya. Neyse, ben biraz uzanıp Neşet Baba’yı. Aha! Ulan senin Allah’ına kurban ya, buldum kim olduğumu. Bana da söylesene. Olmaz aslanım, düşün biraz. O orta parmağı varya.. Benim yerime de Ah Yalan Dünyayı dinle. Tamam da, şimdi bunları okuyanlar bir sik anlayamayacak. E bunca zaman bir şeyleri anlıyoruz da ne oluyor aslan parçası. Haklısın. İyi hadi gittim bende. İyi eyvallah, bir düşüneyim ben kimdim.