29 Aralık 2012 Cumartesi

Tık.tık.tıkk Kim o ? - Beeen



Sabah onbirbuçuk da kapının takk tukk taak vurulmasıyla uyandım. Aha dedim kesin yine alacaklı geldi.
Kimsin la ;
- Benim
- Sen kimsin ?
- Senim
- Ben kimim lan
- La aç kapıyı

Kapıyı bi açtım kimse yok. Ama merdivenden biri yukarı doğru çıkıyor. Eee ben kimle konuştum ? Uyku sersemliğime vererek gelen ayak sesini bekledim. Gelen bir adamdı elinde bir paket.
- Selamun Aleykum –
- Aleykum Selam , buyur kardeş
- Tolga Yazıcı ?
- Benim.
- Senmisin
-Benim.
-Şuraya bir imza

Paketi alıp tekrar yattım. Yatmamla kalkmam bir oldu çünkü paketi unuttum.
Üzerinde gönderen kişiyi görünce kalbim güm güm güm oldu , çok heyecanlandım. Gerçekten benim için çok kıymetli bir insan bu güzel insan.

Paketi açtım , birde ne göreyim ben oradayım. Taa Ankara’dan beni bana göndermiş.
-Napıyosun la burada
-Çook soru sorma çıkar beni buradan daraldım ya la.
-Kurtulamıcam dimi senden , yine döndün dolaştın geldin bana.
- Hele bak hele bak hareketlere bak koskaca adam hala şair geyiklerinde , bak ikinci sayfada sana not var.
- Bi edepsizlik etmedin dimi
- Ona ? hee yok yok. Sanki çok meraklıyım tekrar sana gelmeye vallahi nasıl oldu bilmiyorum beni buldu yani seni.

Ne diyodu kitapta da;
" Akşam kanarken ellerimde
safran sarısı hüzünlerle
susuyorum bir mühür gibi
vedasız ayrılığı konuşmayalım diye
geç kaldım ben uçmaya
kanat alıştırırken çalılıkta
avcının arsız gözleri önünde
senden önce takıldım ökseye
aşk acizdir zaten çoğu zaman
kısa sürer karşılıklı da olsa
üstelik kanatsızdır bulutlar
taşıyamazlar kimseyi omuzlarında. "

O an için miydi bilmiyorum ama , okuduğumda fukara sümüğü gibi yapışmıştı üzerime bu “safransarı”. Biri benim hayatımı uzaktan izlemiş ve yazmıştı sanki. Hakikaten beni bana göndermiş çok sevdiğim dost / abla / can .

Kendime iyi sahip çıkacağım bu sefer , bunun sözünü veriyorum.
İyi seneler , iyi yıllar güzel insan.


25 Aralık 2012 Salı

Ve sen.. "Gece gözlü esmer"


- Merhaba , ben gece
- Gece ?
- Evet , neden şaşırdın ?
- Geceler merhaba demez ki .
- Ne der peki ?
- Ya hoş geldin ..
 -ya da ?
- Hoşça kal..

Gün akşam oldu..
Günün en araf zamanı, en sevmediğim zamandır. Hani şu akşam ile gece arasında ki soğukluk vardır ya. Akşam oldumu gün ayaza çıkar sanki , herkesin telaşı alır götürür bu şehirde. Islak kokar heryer , at kokar , cibilliyetsiz bir şeydir yani.Ve gün karardıkca insanlar ikiye ayrılırlar ; Gölgeli ve gölgesizler.

Bir zamanlar beni terk etmeyen tek dostumdu gölgem. Yalan değil arada kıllanıyordum ona.
Yolda yürürken iki muhabbetin belini kıralım diyorum , bazen uzuyor çook uzaklara. Ona yetişmek için adımlarımı ne kadar hızlandırırsam hızlandırayım yetişemiyorum. Bir gün gölgemin bile çıkarcı olduğunu düşündüm. Bunu kendisine iletince kırıldı bana , çocuk gibi küstü.Benim olayım bu dedi ; Herkesin sığınacağı kendini teslim edeceği birileri vardır.Bazen ufak bir ışık yeter beni ortaya çıkarmaya , bazen koca güneşi ararım Aralık ayının yalancı güneşine rağmen.Bazen uzar giderim , ne başım belli olur ne sonum. Çoğu zaman üzerime basıp geçseler de ah etmem. Gölgeler yalnızlığa muhtaçtır .
“ Yalnızlık bir tek gölgelere mahsustur. “
Sustum. Dediklerini düşündüm ve hak verdim , en azından yalnız değildim bir gölgem vardı ve bana muhtaçtı. Bu kibirim canımı sıksa da , yalnızlığımı soyutlaştıracak birkaç sebep daha çıkmıştı. Sahi ben neden yalnızım ?
Yalnızlığı besleyecek en önemli iki şey sevgi ve umuttur değil mi ? . Evet evet , şimdi anladım. Sevgi ve umut bende karaborsaya çoktan düştü bile. Ahh bu parasızlığım , her yerde karşıma çıkıyor nahlet!

Dayadım kıçımı kalorifer peteğine.Gözümde resmedilmemiş bir çok fotoğraf , kulağımda avaz avaz inleyen bir türkü. Bir ah etsem hangi dağa / ovaya çarpacağını bilmeden uzar gider gökyüzünün karanlığına.

Gölgemi iki gündür göremiyordum. Aslında alışmıştım da sanki ona , yada bilmiyorum belki de yalın olmak daha hoşuma gitmişti. Kıçımı titreten ayaza aldırmadan ilerliyordum gecenin koynuna.Ve işte tam o an gördüm onu..
Gözleri ben gibi , gece gibi , güneş gibi.. Bakakaldım öyle uzaktan , sol mememden iki parmak aşağısına kızgın bir yağ dökülmüştü sanki. Sendeledim , zaman kavramımı yitirmiştim sanki . Bir insan hem gece hem gündüz olamaz ki . Gece ile gündüzün hasreti dillere destandır , onlar kavuşamazlar.

Tam kırksekiz gün onu izledim. Neydi , kimdi bilmiyorum.Niye ben gibi hissettirmişti bu kadar.. Yoksa bu sebepten mi sevmiştik ve yegâne sırdaşımız bilmiştik geceyi? Sâhi gecenin kıymeti beklenenden mi yoksa kendisini aydınlatan mı ibâretti yalnızca?
Tek bildiğim bana yasaktı. Gölgemi çalıyordu benden , ara sıra kızsam da benim ondan gayrı kimsem yoktu ki..

Köpükten bir balon gibiydi ta başımın üzerine koydum onu , o hiç tanımadığımı.Üflesem yok olup gidecekti Bazen kusursuz bir nefesle onu kendimden uzak tutmak istiyordum Uzaklara.
Çok alışmıştım ona , çok sevmiştim. Hiç böyle olmamıştım ki daha önce.Bana Gece ile gündüzü sevdiren kadın..

Gölgemde iyice grileşmişti artık , göremez olmuştum. Neden böyle yapıyorsun diye sorduğumda uzayıp gidiyordu uzaklara , yada beni kocaman gösteriyordu ki en sevmediğim yanıydı bu. Ah be gece gözlü , kendi karanlığımda boğdun beni. Ben böyle değildim..
Sen benim çoban yıldızım çoktan olmuştun da ya ben ? benden olsa olsa görenlerin acaba kaydımı diye sorguladığı kayan bir yıldızım. Ne başım belli ne sonum.
İstemez miydim sanıyorsun karanlık gecene ışık olmak. Kolay mı zannediyorsun gölgesiz yaşamak. Ben gölgemi terk ederdim de ya sen ?
Vazgeçebilir miydin güneşinden , gözlerinden..
Yok hayır sinirlenme , sinirlenince sol yanağındaki gamze çıkıyor ortaya. Herkes göremez onu , herkes bakamaz sana benim gibi.
Ama.
Ama..
Ama…

Hem dünyaları konuştuğum hem sustuğum..
Sana yalan söyledim , gölge olan benim.. Gördüğüm en ufak bir ışıkta yansırım insanların gözüne. Kimine göre yalnızlığın reçetesi , kimine göre yalnızlığın kendisiyim.
Ben gölgeyim..
Bugün var yarın yokum.
Bir gün uzar giderim uzaklara , bir gün nefes kadar yakınında.
Görmek istediğin zaman nerede göreceğini biliyorsun beni. Ve gitmemi istediğinde de .
Gidiyorum.
Gidiyorum gece gözlü esmer..

Hoş geldin..
Hoşça kal ..


23 Aralık 2012 Pazar

Yeni yıl yeni yıl herkese kutlu olsuunn :)



Ahh zaman , böyle acımasız olmak zorundamısın..
O kadar hızlı geçiyorsun ki hani deriz ya “ dün gibi hatırlıyorum “ diye , her şey öyle tüm yaşanmamışlıklara rağmen..
Yüreğim bir memleket fotoğrafı adlı şiirimde de biraz değinmiştim bu zamana.. “ Eski fotoğraflara yeni çerçeveler takıyorlar birde “ ..
2012 başında çok umutluydum bazı şeylerden geldik yılın sonuna görüyorum ki tek yapabildiğim iki ileri bir geri gidebilmek.. olsun , en azından hareket halindeyim değil mi?

Yeni bir yıl geliyor , yeni umutlar , yeni düşler , yeni gülüşler..
Değerli blog arkadaşlarım Melodram ve Ness’in Kelebekleri bana güzel bir soru sormuşlar ; Yeni yılda gerçekleşmesini istediğimiz dilekler

Tabi ki her şeyden önce sağlık diyorum. Hakikaten insanın sağlığı yerinde olmadımı yemişim dünyayı her şey boş.. Hem kendim hem ailem için kocaman sağlık diliyorum.

♠Huzur.. ah o huzur lütfen 2013 yılında eksik olma.
♠Yeni bir iş yeni bir başlangıç olacak büyük ihtimalle bu yılda , hayırlısı ile başlamak istiyorum artık..
♠ At
♠ Ne zamandır kafamda “Parçalanmış Gülüşler” adlı bir öykü serisi yazabilirim.
♠ Kalbini kırdığım biri var , yeni yıla girmeden gönlünü almak istiyorum. Nasıl başlarsan öyle gidermiş . Kalp kırmamak lazım.
♠ Yalnızlık iyice çöktü benliğime , ruhum yoruldu artık. Yalnız kokuyorum bildiğiniz.. Yalnızlıktan soyut olarak kurtulmanın yolunu biliyorum da somut olarak da bir el uzatan olsa..
♠ Yeni yerlere gitmek , görmek , gezmek istiyorum. Özellikle bu yaz kesinlikle artık denize girmeliyim.
♠ Kaybolmayan sakız istiyorum.yetkililere sesleniyorum.
♠ Şu savaşlar bitsin artık , kardeş kardeşi öldürmesin , ayrımcılık bitsin ulan!

Şimdiden yeni yılınızı en içten dileklerimle kutluyorum.
Kırmızı donunuzu giymeyi unutmayın.

İsteyen herkes bloğunda bu soruya cevap verebilir :)

21 Aralık 2012 Cuma

Sevgiliye Mektup : Hoşça kal yarınım..





20 Aralık 2012 Saat : 23 : 00   “ Kararsızlık “

Bir daha yarınımızın olamayacağını düşünmek ne zor. Şimdi bu üçlü kanepede osura osura uyuyorsun ya , o kadar güzelsin ki sevgili bu yapacaklarımdan sonra belki bana kızacaksın ama her şey aşkımızın ölümsüzlüğü için..

Son bir buse alınır uyku kokan gözlerinden , mektup hazırlığı..

“ Gül kokulum..
Ben gidiyorum , hem de çok uzaklara..
Niye / Niçin diye çok soracaksın belki kendine , bil ki her şey ikimiz için. Her şey aşkımız için. Öyle güzel uyuyorsun ki uyandırmaya kıyamadım. Hala ağzından salya akıyor uyurken ve bir ayı iştahıyla ağzını şapırdatıyorsun uyanmaya ramak kala..

Ve ben senin için Şirince'de ölümsüzlüğe doğru gidiyorum..
Ölmek kolay olanı sevgili , ben ölümsüzlüğü bulmak için gidiyorum. Zor ama bil istedim ; Ölüm ölüm dediğin nedir ki gülüm , ben senin için yaşamayı göze almışım..
20 Aralık 2012 Saat : 23: 55  “ Bekleyiş “
Arkana dönüp bakmadan gitmek ne zor işmiş. Gitmek mi kalmak mı sorusu herhalde burada en iyi cevap bulabilirdi. Kıyamet saatini 13:11 olarak demişlerdi ama hangi saate doğru ? ufaktan da korkmaya başladım ya yeni yıl gibi 00:00 ‘ da koparsa. Neyse uçağım da kalkmak üzere  Şimdiye kadar korkak biri olduğumu her seferinde inkar etsem de bu sefer hakikaten korkuyorum. En azından hatunu almadık , bari kıyamette kafam rahat olsun. Vir vir virr bıktım ulan..
21 Aralık 2012 Saat : 12: 54 “ Direniş “
Artık dakikalar kaldı , şimdiden içimde ki kıyameti hissedebiliyorum. Dün taşa oturdum yatacak yerim yoktu her yanım gazla kaplandı. İçimdekileri çıkarma şansım olsa asıl kıyamet o zaman kopacak ama tutuyorum kendimi , olabilecek saldırılara karşı içimdeki metan gazını kullanabilirim. Dört kavanoz bezelyeli konservem ve dört şişe suyumda hazır , evet seni bekliyorum koca gemi.. Ölümsüzlük için seni bekliyorum..

21 Aralık 2012 Saat : 13 : 23    “ Hadi la! “

Büzüğümü sıkmış bir şekilde bir sağıma bir soluma bakıyorum. Korkudan olsa gerek arkamda duran birkaç yaşayan bitkiyi öldürdüm , hep o taştan.
Etrafıma bakıyorum da herkes niye bu kadar eğleniyor , şarap içen bile var. Bense pusuya yatmış mücadeleyi bekliyorum , nerede sizin savaşçı ruhunuz. Acaba mektubu okuyunca ne dedi , nasıl tepki verdi.. Ah be goncagülüm.. Neyse asker kafa karışıklığı yok , sevgi yok , aşk yok.. Senin bir mücadelen var , onun için pürdikkat konsantre , sık dişini az kaldı ulan az !

21 Aralık 2012 Saat : 15 : 03   “ ….. “

Tam üç saattir yüz üstü yatmış bekliyorum o anı. Sanırım gelmeyecek. Nasıl gelmeyecek ben neyi bekliyordum ki ? Küllüm sıçtık. İşten çıktım , sevgiliyi bıraktım , her şeyi arkamda bıraktım. Artık nasıl geri dönerim..
Ulan oyy her yerim tutulmuş , şşşş halam oğlu bi el at hele kaldır beni.
Hayy babayan rahmet..
-         Ay dont andırsten , ayem İngiliz.
-Haa okey man , dont sory dont sory

Cebimde parada kalmadı , karnım aç , konserveler yüzünden cırcır oldum , bir tuvalet kağıdım bile yok anlıyormusun , hadi gülümse..

Hatunun karşısına çıkıp “Gözlerin gözlerime değince
kıyametim olurdu,ağlardım “ desem yer mi ki..

İyi de felaket , kıyamet değil ki..
Ve tüm yirmi bir aralık geyikleri topyekün bana girer..