31 Ekim 2012 Çarşamba

Hoşgeldin..


Hoş geldin kadınım benim hoş geldin
yorulmuşsundur;
nasıl etsemde yıkasam ayacıklarını
ne gül suyum ne gümüş legenim var,
susamışsındır;
buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim
acıkmışsındır;
beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam
memleket gibi yoksuldur odam.
Hoş geldin kadınım benim hoş geldin
ayağını basdın odama
kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi
güldün,
güller açıldı penceremin demirlerinde
ağladın,
avuçlarıma döküldü inciler
gönlüm gibi zengin
hürriyet gibi aydınlık oldu odam...
Hoş geldin kadınım benim hoş geldin.
.
Nazım Hikmet  

19 Ekim 2012 Cuma

Köşebaşı Delikanlısı ' Veda '



O gün geceyi zor ettim..
Organlarımın yer değiştirdiğini hissediyordum resmen. Yaşadığımın durumun adını bile koyamadım kendimce. Ne "hayalkırıklığı" nede "serzeniş".. başka türlü birşey.
Ne zaman zor durumda kalsam sek vodka içiyorum , feriştahını s*ktiğim nasıl birşeyse insanın zihnini uyuşturuyor . Bir otuzbeşliği gömmek üzereydim  Evde bilgisayar başında Ferfecir eşliğinde içiyordum , aklıma ne zaman cevap yazmak gelse utanıyordum. Belki de vodka içimdeki tüm duygusallığı uyuşturmuştu. Hep vodka içsem unutabilir miyim ki onu ?
Yok , bu kafayla olmaz ona tüm benliğimdeyken yazacağım cümlelerle gitmeliydim. Üçlü kanepede sızıp kalmışım . Biraz mide ağrım olmasına rağmen , koyu bir kahve içtikten sonra mektup yazabilme durumuna geldiğimi düşündüm. Beyaz bir A4 sayfası ile başbaşa kaldım odamda. O bana bakıyor ben ona. Hani başlamak bitirmenin yarısı derler ya hakikaten öyle , onbeşdakkadır boş kağıda bakıyorum tık yok , nasıl girilir ki söze ?
Eski usül parmağımı şıplatıp Allah ne verdiyse yazmaya başladım..

" Merhaba..
Söze nasıl başlayacağımı bir türlü bilemedim , en az yirmi dakikadır boş beyaz kağıda bakıyorum. Öncelikle yazımın kusuruna bakma , oldum olası düzeltemedim şu yazımı umarım okuyabilirsin."

eehh olmadı neyse baştan..

"Merhaba..
Söze nasıl başlayacağımı bir türlü bilemed.... "

Merhaba ile başlamıyayım çok resmi oluyor.

" Küçük Hanım'a ..
Söze nasıl başlayacağımı bir türlü bilemedim , en az yirmi dakikadır boş beyaz kağıda bakıyorum. Öncelikle.... "

Küçük Hanım hiç olmadı ! poofffff

" Söze nasıl başlayacağımı bir türlü bilemedim. Sen bana Küçük Adam'a diye atmışsın ama inan öyle güzel bir başlangıç için yarım saattir düşünüyor ve yaprakları katlediyorum. En iyisimi daha fazla hem kendimi hem yaprakları yırtıp atmadan birşeyler yazayım..

Öncelikle yazımın kusuruna bakma , hafiften Japonca'ya kaçsada biraz dikkatli bakınca Türkçe göreceksin :) . Oldum olası düzeltemedim , böyle şairlerin filan el yazısı kötü olurmuş en azından öyle avutayım kendimi.

Sana gerçekten teşekkür ediyorum , başkası olsa bu cesareti göstermezdi. Öyle güzel şeyler yazmışsın ki defalarca okudum defalarca kadere sitem ettim. " Hayat " dediğimiz koca tiyatro böyle birşey işte. Başlarda pek önemsemesem de her bana bakışında sol bölgemin titremesi hemen ele verdi içimdekileri . Biliyormusun sen çok iyi bir insansın , ne'alaka deme. Sadece iyi insanlar böyle güzel gözleriyle gülebilir,hakikaten bak. Gülüşünün değerini bil. Böyle durumlarda sanırım "mutluluklar" dilemek düşer bize. Mutlumusun ? Neyse , soru cevap şeklinde olmasın. Sana şunun sözünü veriyorum ki bu mektubu verdikten sonra beni göremiyeceksin. Ayaklarımla beynim bir süre kavga edecek ama , bunu da başarabilirim herhalde.

Beni soracak olursan , aslında . Başka kağıt harcamıcam demiştim ama tıkandım bak.
Doğma büyüme o gördüğün mahalledeyim , yirmidört yaşımda adım "köşebaşı delikanlısı" na çıktı biliyormusun. Olsun , seni beklemek güzel(di). İşsizim. Kim bilir ne zorluklarla çalışıyorsun sen ama ben yayla kancığı gibi yatıyorum , ne düzen var nede birşey.
Gönül ferman dinlemiyor ki.. Ama bazı şeyleri iyi yapabiliyorum.
Mesela çok iyi çay demliyebiliyorum. Arada beni gördüğün pastaneye gidiyorum , oranın zift karası çayını içiyorum. Başka zamanda başka yerde karşılaşsaydık keşke seninle. Ah bu keşkeler..

Neyse , çok uzatıyorum galiba. Gülüşüne sahip çık olurmu , etrafta parçalanmış gülüş o kadar çok var ki.
Şimdi ne mi yapacağım , önce bir çay demliyeceğim..
çay demsiz ben sensiz.
He bu arada , geçen hafta seni düşünerek bir şiir yazmıştım kağıdın arka tarafına onuda yazayım sonra keşke demiyeyim yine.
Bu durumda nasıl 'veda' edilir bilmiyorum ama.
Sana mutluluklar diliyorum , kızınla ve ailenle.
Dilerim ki gözlerin gibi yüreğinde her daim güler..
Hoşçakal..

' Otobüs camındaki meleğin gözyaşları kurusun diye
Yürek fırınında, yüksek ateşte ısıtıyorum tebessümleri..
Dudağımdan aşağıya bir karış alıyorum sag elimle
Şiir gibi yaşayabilecek bir şirin`e verilmek üzere
Sol memenin altina gömüyorum güleryüzlü bir cocuk resmini

Dedim ya, şair´in halinden, Sairler anlar
Gel gör şu halimi, gerisi yalan anlar..
Kaşınin yayında Vivaldi çalip,
Kehribar kokusuyla narkoza gireceğim,
Gözleri Buğu Gölü bir cennet firarisi arıyorum
Eger sensen,
Seni bekliyorum..
--Inanmiyorsan gel! --  "

Mektubu zarfa koyduktan sonra içimden bir parça kopmuştu sanki , geri dönüşü olmayan bir vedaydı bu ama bana yakışanı yapmalıydım.
Onu beklediğim köşenin hemen orada bir süpermarket var , onların broşürlerinden aldım yirmi otuz tane. Arada hem onu yokluyor hem yoldan geçenlere yalandan broşürlerden veriyordum.

Ve geliyordu.. Salına salına geliyordu bana doğru , koşup boynuna sımsıkı sarılmak geçti içimden defalarca , tek yapabildiğim tam yanımdan geçerken broşürle birlikle zarfı vermek oldu ona. Bir yabancıymışım gibi ufak bir tebessümle aldı ikisinide . Kırmızı çantasına attı ikisinide .

Bu onu son görüşümdü. Bir daha ne bir haber alabildim , nede onu beklediğim yerden geçebilme cesareti gösterebildim.
Belki de mektubu okumadı bile , yada bilmiyorum..
Elini bir kere tutamadım ya ..
olsun be ,
canın sağolsun..

-S O N-
Hikayedeki kişiler ve karakterler hayal ürünüdür.
yada öyle olmalı
bilmiyorum.
:\

18 Ekim 2012 Perşembe

Köşebaşı Delikanlısı ' Yüzleşme '






Tam 9 gün olmuştu onu görmeyeli..
Kendime engel olamayıp iki gün evinin orada dolandım , hatta bir seferinde arabayı çekip bekledim onu Zeki Müren eşliğinde.. Sahi , Zeki Müren'de bizi görüyor mudur ?
Farkına varmamıştım ama onu beklerken sürekli içiyordum. Unutmaya çalıştıkca daha çok hatırlıyor insan..

Birde hayat denilen olay var , yaşamak için para gerek. Arada korsan taksiye çıkıyordum yolumu bulmak için , yine öyle birkaç arkadaştan rica ettim geceleri kahvede takılmaya başladım. Nasıl bir sistem kurmuşlarsa , telefon hiç susmuyor. Avcılara bir iş çıktı , gidip bir adam iki kız aldım. Dakkasında anladım adamın pezevenk kızlarında o biçim olduklarını .Ne dersin ki ? Ettikleri muhabbet zaten vıcık vıcık ..Avcılardan alıp Küçük Çekmece'ye götürdüm. Yani benim semtime .. Meğer ne dümenler dönüyormuş anasını satayım , götürdüğüm yer fuhuşun tam göbeği. Bulunduğum ortam canımı sıksa da bir iki kızı gözüme kestirdim yoklukta iş görür diye. Sonra kendime sövdüm birkaç defa.. O akşam 4 müşteri denk geldi 75 lira aldım toplamda , 15 ' i mazota gitti bana kaltı 60. Bir hafta ya yeter yada yetmez..

Sabah 9 ' da kalktım , evde kimse yoktu. Yatakta oturmuş ne yapsam diye düşünüyordum. Burnuma buram buram at kokusu geliyordu , anlam veremedim. Koltuk altımdan bir nefes çekince önce geçici körlük daha sonra şuğur bulanıklığı yaşadım , hemen duşa attım kendimi. Önceden en azından onu görürüm diye hayal kuruyorken birden ortalıktan kayboluşu benimde düzenimi etkilemişti. Resmen yapacak bir şey gelmiyordu aklıma. Gelse de hiçbir şey yapasım yok. Açtım birkaç dizi izledim internetten. Birkaç format işi vardı bi makine hariç diğer ikisini hallettim. Yapamadığımın sorunu başkaydı bir bok anlamadım zaaaarrttt diye ses gelip duruyor kasadan. Saat'i 6 etmiştim , çıkıp Hasan ağabeyin orada iki çaya düşeyim dedim. Gittim bizimkiler de oradaydı , laf dönüp dolaşıp yine bana geldi.

-Nedir bu durgunluk olum.
-Yok bir şey ya bak dalgana sen.
-Dalgaya bakarım da sen söyle bakayım halin hal değil.
-Biliyorsun la işte söyletme
-Geçmiyor mu artık
-Yandan Sinan seslendi yine yırtık dondan çıkar gibi
-Ürküttün mına koyim kızı geçmez tabi
-Şşşş aha la geliyor bu değil mi ?

Sağıma dönmemle onu görüp kilitlenmem bir oldu , ayaklarım beynime isyan edercesine ona doğru gidiyordu. O yine aynı, zalımın kızı .. Bir kere göz göze geldik yine kafasını eğdi aşağıya sanki o gün önünü kesip onla konuşan ben değilmişim gibi , gücüme gitmedi desem yalan olur. Tam yanımdan geçerken çantasından beyaz bir zarfı çıkartıp gelişigüzel yere bıraktı. Şaşırdım , dönüp arkasına bakmadı bile. Beş altı adım gidişini izledikten sonra yere düşürdüğü zarfı aldım. İlk başta bir anlam veremesem de içindeki kağıdı gördükten sonra bayağı bana mektup yazmıştı. Arkadaşlara bir şey demeden kendimi parka attım. Sadece filmlerde olur sanırdım böyle bir mektup okuma sahnesi , hakikaten de oluyormuş..

Her zaman ki bankıma oturup açtım zarfı..
" Merhaba Küçük Adam..
Küçük Adam dediğim için şaşırabilirsin belki . Yaşça benden büyük olmalısın , en azından bunu tahmin edebiliyorum. Ben 21 yaşındayım , adımı söylemek istemiyorum bunu yazıyı okuduktan sonra anlayacaksın.
Küçük Adam diyorum sana , çünkü bana olan yaklaşımın , tavrın öyle güzel ki  yüreğinde bir çocuk yaşatan anca böyle güzel şeyler yapar.
Merak etme , bana her bakışından , peşimden evime kadar gelişinden hatta o EJ 1611 plakalı mavi arabadan haberim var , yoksa seni göremediğimi mi zannediyorsun. Gizli takip konusunda çok başarısızsın haberin olsun :) ..
Mektup dediğin elle yazılır öyle değil mi ? yuh deme bana bu bilgisayar çıktısı için ama böyle olmak zorunda. Keşke her şeyi senin gibi rahat yaşayabilsem, maalesef doğduğunuz ortam bazen tüm kaderinizi etkileyebiliyor.
Ben evliyim Küçük Adam , parmağıma hiç bakmak aklına gelmedi sanırım birkaç sefer özellikle göstermeye çabalamıştım , başarılı olamamışım demek ki.
16 yaşımdaydım henüz , 12 sığır ve bilmem kaç paraya satıldım ben babam tarafından. Hiç yüzünü görmediğim , koca bir adama satıldım. Adam dediysem lafın gelişi anladın işte.Bazılarımızın kaderi doğuştan yazılıyor anlayacağın. Ama herşey bir yana Allah’ın bana bağışladığı bir kızım var henüz 2  yaşında.

Başlarda bu kadar uzayacağını tahmin etmemiştim . Hem daha fazla bekleme , hem de ümit bağlama diye böyle bir delilik yapma kararı aldım. Delilik diyorum çünkü her ne olursa olsun ben bir anneyim.
"Keşke" deriz ya bazen , şuan o kelimenin dillendiğini hissedebiliyorum o yüzden daha fazla uzatmadan susuyorum.
Üzülme olur mu ?
Hoşça kal Küçük Adam.. “

Küçük bir yavru köpeğin gelip ayağıma dokunmasıyla irkildim , dalıp gitmiştim uzaklara. Ne yapılırdı ki böyle durumlarda ? Her ne olursa olsun o başkasının namusu..
Bana düşen , gözlerine iliştirdiğim gözlerimi paslı bir makasla kesmek.
Ama yok , ne olursa olsun son bir veda mektubu yazmalıydım. Öyle birikmiştim ki bir yere içimdekileri kusmam gerekiyordu.
İyi tamam güzelde , bunu ona nasıl verecektim ?
Aklıma bir fikir geldi..

Devam edecek..

“ Biz önceden küçük şeylerle mutlu olan insanlardık, Sonra aklımıza sevda diye bir şey soktular, toparlanamadık.. “


16 Ekim 2012 Salı

Köşebaşı Delikanlısı ' Bekliyor '





Portre oluşmuş olacak ki , tüm dünya beni izliyordu.
Etrafımdaki herkesi TRT deki o ressam ağabeye benzetmeye başladım . Önümden geçen herkes tek tek bir şeyler katıyordu sanki bana. Kitlenmiştim , çiçeğin papatyaları sol ayağıma doğru bakıyordu. Anlam veremedim olan bitene , dönmüş bana bakıyordu ve hala ne bir gülümseme ne bir tebessüm.
İnceldiği yerden kopsun deyip , gözlerinden gözlerimi ayırmadan ona doğru ilerliyordum ağır ağır. Bünyem bu kadar duygusallığa alışamadı ve tökezledi , aşk meşk tamamda kaldırın köşelerinide unutmamak gerek. Sendeleyişim hoşuna gitmiş olacakki , kaşlarıyla güldü bana. Siz kaşla gülmek nedir bilir misiniz ? Öyle masum duruyordu ki. Yanındaydım..
Ve sıraladım..

Sözümü kesme lütfen , diyeceklerimden rahatsız olabilirsin belki ama daha fazla içimde tutarsam sanırım çatlayacağım. Sevdadan çatlayan insanlar var yahu bilirim.
Önce şunu bil ki , kimseler bilmez köşe başı sevdalısı değilim. Burada doğup büyüdüm , oradan bakınca at hırsızı gibi duruyor olabilirim (gülümsedi) , ama burada bulunmamın sebebi sensin. Hergün saat 7 oldumu bu köşe başına dikiliyorum . Önceleri sadece uzaktan görmek bile yetiyordu bana , önceden uzaktan da olsa bakıyordun bana göz göze geliyorduk artık onu da yapmıyorsun. Yani sanırım senden hoşlanıyorum , bu çiçeği buraya getirene kadar birçok serüven yaşadım , umarım beğenirsin..

Nefes nefese kaldım , yokuş yukarı kilometrelerce yürümüş gibi ne nefesimde derman nede dizlerimde derman vardı , ondan gelecek cevabı beklerken bir yandan siper alıyordum olumsuz tepkilere. Anlam veremediğim şekilde düşünmeye başladı , şimdi gitmeliyim sonra konuşsak olur mu ? dedi. İçimden binlerce defa hayır desem de olur tabi ki , ne zaman istersen diye cevapladım. Gözleriyle görüşürüz diyerek kulaklığını takıp telefonundan müzik açtı. Bu sefer arkasından bakmanın fazlasını yaptım , onu takip etmeye başladım. Her attığım adımda ne yapıyorum ben desem de , beynim ayaklarıma engel olamıyordu. Yaklaşık on dakika yürüdüm , yolda birçok kere durup geri dönmeyi denedim ama vazgeçemedim. Nitekim evine kadar takip ettim ..Allah’ım , bitti dediği yerde başlıyor hakikaten , ben bu kıza aşık oldum..

Aldığım çiçekler hala elimdeydi , o kadar yolu onunla yürüdüğüm için kendime güldüm. Önüme ilk gelen bir erkek çocuğuna verdim. Ağabey bunu ne yapayım dedi , git sevdiğine ver olum dedim , gülümsedi.
Pastanenin oradan geçerken , bizim gençler hala benim geyiğimi yapıyordu . Sinan oradan seslendi neşeli ses tonuyla ;
-Ne yaptın laa çiçeği , verdin mi ?
-Yok.
-E ne yaptın
-G*tüme soktum.
-G*te giren Papatya sulanmaz hee dikkat et
-Puhuhahhaha
-Bağsur olasın Sinan!

Dokunsalar ağlayacaktım . Kızın bana cevap vermemesi tüm özgüvenimin içine etmişti. Mahalleden Kazım’ı aradım , akşama her zaman ki yerde her zaman ki müzik her zaman ki nevale. Gece 11 ‘ de parkın oraya attım kendimi , e-5 in tam yanı başı, arabalar vızır vızır.. Niye bilmiyorum buraya geldiğim de içmeden sarhoş oluyorum.
Kazım doritos alaturka ve kırmızı şarabıyla geldi , seviyorum bu adamı. Tam şarap adamı birde güzel muhabbeti vardır ki sormayın..

Oturduk çimlere , verdik sırtımızı bir kütüğün koynuna. Demeyin osuruktan keyfimize.
-Aç la benim şarkıyı dinleyelim.
-Olum söz ver ard arda en fazla 4 kere dinlerim.
-Tamam la aç hayde.



-Dün bir bugün iki ne oldu dostum sana.
-Kara sevdaaa kara sevdaaaa dedikleri daha ne olabilir ki

İki şişe şarabı öldürdük sabaha kadar , sabah namazını duyduktan sonra kalktık artık. Hem alttan yediğim soğuk hem üstten giren şarap beni maf etmişti bile. Eve zor attım kendimi, direk sızmışım..
Uyandığım da kafamda atların çiftleştiğini hissettim , ulan şarabın kafası iyi de , sonrası pis koyuyor.
Neyse , bir şekil akşamı ettim. Sabırsızlıkla bekliyordum ne cevap verecek diye. Geçtim yine köşe başına tam saatinde. Gelmedi , şaşırdım ilk kez onu görememenin verdiği bir burukluk vardı üzerimde. İşin kötü tarafı , hani bir şey olsa ne haberini alabileceğim bir arkadaşını tanıyorum nede bir şey , tek bildiğim evi. Kapısının önünde dikilmekte yakışı kalmaz.
Ondan sonraki üç gün yine göremedim onu , evine gidebilecek üst caddelere arkadaşlarımı yerleştirdim. Yine gelmedi , yine gelmedi..

Evinin oradan yalandan geçiyordum arada , göz yokluyordum ama nafile yook..
Neredesin be kızım ?
Neredeee ?

“ Geleceğim, bekle dedi, gitti.
Ben beklemedim,
O da gelmedi
Ölüm gibi bir şey oldu.
Ama kimse ölmedi .. “

Devam edecek..