3 Mayıs 2015 Pazar

- SADECE ÜÇ -


Bir çay bardağına büründüm bu gece
Yanı başıma düşen soylu gökyüzünün,
Üç damlasıyla sevişiyorum
İki, dört / beş değil; üç
Bir adım daha atsam tutacaklar
İki adım atsam koşmak sayılacak
Üç adım atsam eseceğim,
Esiyorum buram buram
Burnumda bir yarin yanık kokusu
İçimde demi bitmiş bir sonbahar
Bugün yağmuru ıslatıyorum
Yanı başımda şehrin korkunç gürültüsü
Ağlayan çocuklar, birbirine refakat eden dört göz,
Sayıyorum..
Beşincisi aşk olacak, biliyorum.
Hava kırmızı, kan kırmızısı
Tavşan kanı gibi sıcak / demli
Gözüm yükseklerde, 
Gökyüzü kadar , 
Gökyüzüne kadar..
Asfaltlara çizilen ince beyaz çizginin dinginliği bende ki
Akıp gidiyorum uzun uzun
Uzanıp gidiyorum yollara
Yollar alın yazım,
Gökyüzü bana dur diyor,
Ben yare aldanıyorum
Yeryüzüne düşen bütün damlaların kaderini paylaşıyorum
Avucuma siper ettiğim üç damlayı
Sol yanıma siper ediyorum..
Üç diyorum, sadece üç..
Sonrası cinayet,
Sonrası aşk, meşk..

t.yazıcı
03.05
Bir pastahane köşesi
Biten çayın anısına
ha bir de yağmurun

1 Mayıs 2015 Cuma

- PARÇALANMIŞ GÜLÜŞLER -



Şairin halinden şairler anlar
Anlamayanlara kızmıyorum ama
Odunluk baki ise sadası hoş olmuyor..
Iki gram duygu döküyorsun kağıda
Buhar olup uçuyor....
Yahu diyorsun bu kızışmış odunlar,
Şu budakli kereste
Nasıl olur da babası olur bu bembeyaz,
Şu duygu yüklü kağıtların..
--Kusura bakma ağac kardeş, sözüm meclis tatilinde zaten--

Milliyeti olur mu bir kavağın?
Ya da cinsiyeti bir kütüğün?
Yok yaa !
Anan ana kralicemi senin?
Kral çıplaksa şaşmamalı yani..
Yani kısacası bu harf kalabalığını, bu alfabeyi
Anlarsa Şair anlar, gerisi yalan anlar.

Bir çiceğin söylediği türküyü
Kim duyabilir ki bir Şairden başka?
Hangi yontma taş numunesi seyreder ki bulutlarin dansını?
Yıldız kayarken orgazm olan amipleri saymiyorum bile
Ve sevda...
Inadina, ölesiye, öldüresiye sevda!
Öylesine yaşansada..
Şairler olmasa ayrıliklar yetim kalırdı,
Acılar kimsesiz,
Bütün türküler enstrümantal,
Şarklıların gözü kör
Ve bütün şiirler ateist olurdu...

Bu bındıldağı olgunlasmamış kıtada
Yaşanan her gayri resmi çiftleşmenin adı Sevda,
Soyadını bilmiyorum,
Yırtılmış bir fotoğraf gibi birşey olmalı sonrası,
Parcalanmıs gülüsler...
Yine de ağlayan bir cocuk resmi geliyor gözlerimin önüne
Eskiden otobüslerin arkasina yapıştırırlardı
Eskiden, sevdalar cocukları böyle ağlatmazdı
Ve bu şair hayatının en cıvıl cağında vesair olmazdı
Sair olmasaydı eğer..
--Bir dakika bile durasım gelmiyor şu dünyada
Gözlerimdeki o cocuk vize vermese--

Ben kadınları felsefe okurken sevdim
Geometri ve matematiğin en yakıştığı canlılardı
Ama hayatta en hakiki mürsit
Ve egemenlik kayıtsız sartsiz erkeğindi..
Rosa Lüxemburg gibi olmasa da
Ana gibi vefalı olsun, eli nasirlı, ter koksun
Ama bir kadınım olsun, ben de erkeği..
Ne bilirdim bu kadar erken tanıyacağımı Ihaneti
Ihanet, eski, modasi gecmis bir kadin adı gibi
Ihanet, Ahmet, Mehmet gibi
Cinsi cibilliyeti yok!
Üzerime sinen bir gölge gibi takip ediyor beni
Ve ben anladım ki kadını da, erkeği de aynı avrupada
Anladım ki akıl ve yürek,
Göbek deliğinden bir karış aşağıda taşınıyor burada
--Inanmiyorsan ölç!--

Artik deplasmanda yaşanıyor sevdalar
Tribünler boş, sahada `haydi bastir`sesleri
Kim derdi ki
Oksijen tüketen iki biyolojik canlının Grekoromeni
Getirecek bu dünyaya bir meleği..
Ve kim derdi ki, o melegin ağlayan fotoğrafi asılacak
Çocukluğumun otobüslerine..
Şairler ağlamaz,
Ağlar bir melek otobüs camında..
Meleğin babası yollu, anası belli
Otobüs kendi yolunda
Ve Şair otobüsün direksiyonunda

Benim babam hic ölmedi ve hic cocugum olmadi benim
Hic evlenmedim, güvenmedim Ihanet`e
Yirmiüc yasinda ve hala cobanlik yapiyorum yüregime..
Hicbir kadinin kurdugu cümlenin hakiki öznesi olmadim,
Kaşının yayında Vivaldi çaldığım bir cennet firarisi de olmadı,
Hicbir kadının kehribar kokusu bir geceden fazla kalmadı benimle
--Bulmus Tarla Palas`i yatiyor belesten,
Malum deplasman muhabbeti..--

Insanin böyle hayatı olunca
Tadımlık Anzer balına rağbet cok oluyor..
Sağol ama olmuyor,
Müşteriler memnunda
Gayrisafi hasıladan payıma hep Hiyanet kaliyor..
--Ihanet`in teyzesinin kızı, tanırsın..--
Hele o rüzgar gülü,
O kehla gülüşlü, rahvan at misali huri
Gönlümün gecekondusunu yıkıp, apartman yapmak istedi

Bilmiyor ki bu dağınık yatak kılıklı herifin çocuk yüreği
Ruhsat vermiyor bu binaya..
Bakarsan bağ, bakmazsan şair ölürüm, diyorum
Iyi, öl diyor aşifte!
Acılar damlaya damlaya şair olurmuş
Bende şair ölüyorum..

Otobüs camındaki meleğin gözyaşları kurusun diye
Yürek fırınında, yüksek ateşte ısıtıyorum tebessümleri..
Dudağımdan aşağıya bir karış alıyorum sag elimle
Şiir gibi yaşayabilecek bir şirine verilmek üzere
Sol memenin altina gömüyorum güleryüzlü bir çocuk resmini

Dedim ya, şairin halinden, şairler anlar
Gel gör şu halimi, gerisi yalan anlar..
Kaşınin yayında Vivaldi çalip,
Kehribar kokusuyla narkoza gireceğim,
Gözleri Buğu Gölü bir cennet firarisi arıyorum
Eger sensen,
Seni bekliyorum..
--Inanmiyorsan gel! --
t.yazıcı
Mart 2011.

27 Nisan 2015 Pazartesi

Kesin Bilgi; "Düzüleceğiz"


Hayatimin bu kadar sikilecegi önceden belliydi yani..Yok yok, sitemim kendime.. Harbi kendime la
Yoksa kadere her zaman inandım..
Cümleye "amına koyayim" ile baslayanlarin yazgısıdır götünden düzülmek. Çünkü biliyorum, dün sikildim, bugün sikildim, yarin da sikileceğim.
Gelin görün ki tuhah bir büyüsü var bu nefes alip vermenin.. Onca şeye rağmen hâlâ umut edebiliyorsun.. Hâlâ!


sol omuzum tarağı yedi, büyük ihtimalle ameliyat olacağım, ne zaman olacağım bilmiyorum
bu belirsizliğinde taa
kendinize iyi bakın emi?

21 Nisan 2015 Salı

Vurucan Kırbacı, Vurucan Kırbacıı

Beşinci yayınevinden selamlar.



++Dört senem böyle geçti. Sabahları uyandığımda kendimi öldürmediğim için şükrederek, akşam yatmadan önce de kafama dayadığım silahın namlusuna basmamam için bir sebep hayal ederek.
Sonra yazdım… düşünmemek için devamlı yazdım. Yazdıkça hissizleştim, hissizleştikçe grileştim, grileşince de tüm evremi tamamlayıp bir gölgeye dönüştüm.
Yazdığım bir şiirde şöyle dedim;
“Benimkisi sade üretmen bir düş mekanizması”