28 Mart 2014 Cuma

Heeyyy buradayıımm!


-----
eski yazı , benzer duygular..
-----

Ne güzeldi oysa ki dimi ilk günümüz..
Sen serin bir Nisan sabahı mağduru ben üzerinde ki yelek. Başlarda biraz tuhafıma gitsede alışmıştım sana. Aslında çok ah ettim sen bilmesem de , içimi acıtan da sendin acımı benden alıp uzak diyarlara savuranda. Ama neydi biliyor musun seni herkesten farklı kılan ?
Sen hep çok farklıydın hep bir değişkenlik havası sinmişti üzerine. Bu duruma herkes alışabilir mi bilmiyorum ama alışmak zorunda olduğumu bildiğim için alıştım..
Peki neydi bu ?
Ben sana mı alıştım yoksa bana getirttiğin alışkanlıklarına mı ?
Yo , sitemim sana değil sitemim bizde oluşturulan bu alışkanlıklara..

Yine bigün bir Nisan sabahı..
Gözlerini gördüğümü ilk kez fark etmiştim o gün. Sanki bundan önce yoktular..
Dilimde hiç gitmeyen Orhan Baba şarkısı, bak diyor ki ;

“Belki sana göre eski kafayım
Bir aşkla yetinen anlayıştayım
Belki isteyip de yapamadığın
Zorluklardayım aklım takıldı
Anlat bana seni aklım takıldı
“

Hiç ters ters bakma bana. Kim olsa yerimde eminim ki sana karşı düşünceleri hep aynı olurdu.
Yahu nedir bu dengesizliğin “ Sen bir gerçeksin yalan değilsin “ diyor yine şarkıda bak..

Ne olurdu ki şu koduğum dünyasında iyi bir şey olsaydı da sana inansaydım. Sana / rüzgarına / kokuna / samimiyetine..
Bana kızacaksın şimdi ama , evet yaptım !
Kaldırdığım kışlıklarımı geriye yerleştirdim ütülü ütülü.
E be Cemre sen nasıl bir orospusun arkadaş bir karar ver , ya sıcak ol ya soğuk
Grip ettin hepimizi ulan ne rüzgarmış sende ki yaaa!
Yeter laa yeterrr

24 Mart 2014 Pazartesi

Mimi Mimi bir tuş konmuştuu




Bahar geliyor. Alabiliyor musunuz kokusunu..
(Bahar’ım burada ki Bahar sen değilsin aman he :) )
Neyse ne dedim , Bahar geliyor yavaş yavaş.. Dün (Pazar) hava o kadar güzeldi ki , yalın ayakla gez çimleri o derece. Sahile attım kendimi , güneş yüzüme yüzüme vuruyor yakıyor tenimi.. işte bunu seviyorum. Kulağımda bir Orhan Gencebay şarkısı.. başka türlüsü ne münasebet..
Ve sonra insanlara saygı duymayı deniyorum. I ıh olmuyor. Bir türlü saygı duyamıyorum. Bir tek avuç içine sevdiceğini alıp yürüyenlere saygı duyuyorum alıp bu mavi deryaya getirdiği için. İki göz birbirine değince üçüncüsüne önüne bakmak düşermiş , o yüzden önüme bakıyorum sap sapına. Hemen arkada bir avm var , avmleri kullanmam demiyorum işe yarıyorlar ama söz konusu sayıları olunca insan üzülüyor tabii.

AVM’leri kullanmamın en önemli sebebi masaj koltuğu. Atıyorum bir lirayı başımı götümü yoğuruyor namussuz. Enterasan bi şekilde bedenimi ele geçirdi bu koltuk.Aramızda çok gizli bir aşk bir elektriklenme var. Sebebini çok merak ediyorum. Hatun olsam götümde hissettirdiği sertlik hoşuma gidiyor diyeceğim ama o değil (laaaynn!)
Velhasıl , tam gidicem koltuğun oraya , ama nasıl kemiklerimi resmen hazırlamışım tüm gözüm dalım daşağım her şeyim o koltuğa kitlenmiş durumda. Birde ne göreyim!!
Koltuğa ulaşmama yirmi metre kala gitti teyzenin biri oturdu ona. Bekle..beklee..beklee.bekleee!
Yok arkadaş , teyze orayı bellemiş bir kere. O değil bari masaj yaptırsa boş oturuyor. Teyzelerle mücadele etmeyi metrobüse binerken öğrenmiştim ama burada omuz omuza değiliz ki , ne yapsam ?
Haa açıklıyayım. Agaa bizim bu teyzeler boş metrobüs geldimi sana bir omuz koyuyor , iflahın sikiliyor yarım metre köşeye kayıyorsun. Bu durumu bizim orada spor salonunun çaycısı İrfan abiye söyledim.
“Dert etme olum sana iki haftalık bir çalışma uygularız , kondüsyon lazım kondüsyon.”
Meğer daha önce üç kişi daha başvurmuş aynı olay için. Yavv bakma öyle harbiden şaka değil (:

İki hafta çalıştırdı beni İrfan abi spor salonu kapandıktan sonra. Sırf beni çalıştırabilmek için kendisine pazardan eşofman üstü almış , ama sadece üst. “Yabancı değiliz olum şortla idare ederim siktir et” dedi. Saygı duydum. Ağırlık kaldırttı bir hafta , hazırlıksız yaptığım için hepten hamladım. Hiç binemez oldum metrobüse. Sonra bir iki alıştıktan sonra teyzelere omuz vurmayı öğrenebildim. Bi koyuyo bana omuzu ama hazırlıklıyım tabi vurduğu gibi geri tepiyor ve beklenen mutlu son; oturduuuummm! Koltuğa oturdummm!
Hee hiçbir şey karşılıksız değil tabi. Yetmişbeş kuruşluk çayı 1 buçuk liradan kitledi bana iki hafta boyunca. Eee bu devirde hangi iyilik karşılıksız ki. Sevginin bile karşılıksız olanı hiçbir değer etmiyorken..



Ee ben ne diyodum unuttum. Hee. Aklıma bi muzurluk geldi , teyze koltukta kendinden geçmişken gittim bir lira attım ve çalışmaya başladı. İlk başta anlayamadı ama sonra “semi allahudu limen hamide” diyip birden kalktı. Kalktığı gibi oturdum. “Çin malı bunlar teyze , elektirik kaçırıyor” dedim. “Aman iyi ettin söyledin yavrum” dedi. Şuan düşünüyorum da , insan bir der; yavrum der madem elektrik kaçırıyor sen niye oturuyorsun..
Benim gözler kapandı. Sanırım şu hayatta bi bu koltuğu seviyorum.. O bile karşılıksız değil , bir lira atmasan çalışmıyor namussuz. Şimdiye kadar hiç para verip bir kadınla yatmadım yani bir fahişeyle. Para karşılığı ile bir ete sahip olmak kadar salakca bir şey yok. İnsan kendi ırkından birine para verip kadın vajinasını kiralıyor. Ne korkunç bir şey.
Ama seviyorum bir liralık bu kiralama işini. Seviyorum etime işleyen bu sertliği.. Arkamdan ince tiz bir ses; “yavrum kalk hele bak sana bişey olmadı , oturam ayağlarım şişti..”
…

Yine yeniden mimlenmişim , üstelik adım eşkalim bilinmekte
Göğsümde yani tam şuramda , kirli sakalıyla bir eşkıya gezinmekteeee
Başım belada , adamın biri vurulmuş sokakta
Cebimde adresi bulunmusşş..
Başım Belada , senelerdir kuralsız yaşamışım
..
.
Gitti kafa yine :d

Blog dünyası çok enterasan ve bi o kadar nankör..
Bu nankörlük olayına girersek çok uzar bu yazı onu siktir et. Ama okuyabildiğim kadarıyla öyle güzel yazarlar var ki denk geldiğim. Tabi bunun tam tersi olanlar da var. Elimden geldiğince herkesi okumaya çalısıyorum tabi bu makyaj kadın şeysi vs vs dışında. Yazı yazmak öyle kolay iş değildir. Hele bir yazıyı başlayıp bitirmek ayrı bir meziyettir. Burada bu dünya içinde belki de en çok diye sınıflandırırsak bunların en başlarında duracak olan biri var. Kendisini hiç unutturmayan , devamlı halimi hatrımı soran ve yazılarıma virgül olan Bahar. Bir bilseniz ne güzel sıralar kelimeleri yan yana. Zor iştir. Hele ki kelimelerle başa çıkmak çok zor iştir. O yüzden kendisini tanımaktan ve okumaktan gerçekten büyük keyif alıyorum. Niye mi Bahar’dan bahsettim. Hakikaten niye bahsettim ?
Çünkü “Hatırlıyorum adın Bahar’dıı” :) . yok yok bu değil. Bana güzel güzel sorular yönelttiği için. Pek sık aralıklarda yazı yazmıyorum bloğa. Ruhum etime böğrüme böğrüme vurduğu zaman anlıyorum kelimelerimin içime sığmadığını , sonra başlıyor düzenli olarak kelime istifram.. böüüü

Atmacaaa..
Kendisine Ruhsuz atmaca demiş ama halt etmiş. Ruhu bedenine sıkışmayan birinden o kelimeler o şekil sırayla düzgün ve güzel bir o kadar atik şekilde çıkmaz kardeşim , kimseyi kandıramasın :) . 
Kendiside sağolsun hatırlamış ve sorular yöneltmiş. İki değerli arkadaşımın da aklında kalabildiğim için kendilerine teşekkür ediyor ve başlıyorum cevaplamaya ;

1.) Neden ‘blog adın?
Parçalanmış Gülüşler..
Blog tanıtım kısmımda da bahsettim az biraz.
Doğumdan itibaren içimize attığımız o hüzün ve acı taşları aslında..
Hepimizin kırılmaz zannettiğimiz bir tebessüm duvarı vardır. Oraya bir sürü taş atarız yaşadıkça / yaşlandıkca..
Kimimiz o duvara çakıl taşı atarız , kimimiz koca koca kayalar.. Yıkılır bir süre sonra o duvar. Sonra başlar sahte ve siyah tebessümler. Hayata ve insanlara inat konulur suratlara sahte gülümsemeler. İnsan gülümsemesini yitirdiği an ölüm açıklamasını / otopsisini bizzat işler ruhunun grileşmiş kağıdına..
Ölüm Sebebi : Doğmak..

2.) Hayat felsefeni belirleyen söz nedir?

Belirlediğim bir hayat felsefem yok. Bir şeyi düzenli hale getirdiğim zamanlarda hayatım hep alt üst olmuştur. O yüzden kendim ile ilgili genelde hiçbir şey düşünmem. İnsan olduğumu unuttuğum her an artı birdir benim için. Ama dersen ki sen bir söz ver tırnak içine alınmış , o zaman şunu derim ; “Batakta ve yatakta eşin iyi olmadıkca eline mahkumsun..”

3.) Kendimle ilgili üç doğru dört şey

-İnsanları izlemeyi severim.
-En sevdiğim mevsim Mart.
-Bıçaklandım
-Bıçakladım

4.) Hayattaki ilk hatıralarınızı yazmaya çalışın. Bakalım neler bulacaksınız?

Hafızam epey kuvvetlidir. Bunda hiç sıkıntı çekmem lâkin ben en somut hatırladığımı yazayım. Yoksa henüz anne – baba demeden Ferdi Tayfur’un Bana Sor şarkısını söylediğimi bilirim. “Mana noorr yaylizlııkk”

Orta birde Hülya diye bir arkadaşım vardı. Hatırlıyorum sarışındı. Güldüğü zaman gözleri kaybolurdu. Bir gün bir haber geldi. Dediler ki sizin sınıfta ki Hülya denizde boğulup ölmüş. Üzülmüşümdür sanırım hatırlamıyorum şuan içimde ki sızıyı. Evlerine gittik arkadaşla. Annesi ağlayarak karşıladı bizi. Elimizden tuttu kimsenin olmadığı , yerde beyaz örtüyle üzeri örtülmüş birinin yanına götürdü. “Bakın arkadaşınız burada” dedi. Yanımda ki arkadaşım hemen kaçtı. Ben kaldım öylece baktım. Karnı şişmişti. Gözlerinin bir tek gülünce kaybolduğunu gördüğümden bir an için öldüğünü unutmuştum. Çünkü aynı güldüğü gibi kapatıyordu gözlerini. Hiçbir şey olmamış gibi döndük mahalleye. Kimseye inandıramadım onun öldüğüne. Ablası var , oda aynı Hülya gibi sarışın. Bizim buradan geçer hep. aklımdan geçer yattığı yeri sormak ama hep çekinirim. Defterine sadece kırmızı kalemle yazardı yazılarını Hülya. Birde benim yaptığım köpekli şakalara çok gülerdi. Korkuyordum sormaya.. yanına gittiğim zaman ya gülmesse ? ya güldüğü zaman gözleri kapanmazsa..
Ya görürsem gözlerini..
Nasıl karar veririm peki.
Heyy ! öldün mü yoksa gülüyor musun..

---


17 Mart 2014 Pazartesi

Şefim! Bizim Karanlığın yanına bir tutam Acı Sos..


Belki sevilebilseyim gerçekten , sevenleri de anlayabilirdim.
-seni seviyorum ulan , kaç kere söylicem!
…
..
.

Sene 2012 , Temmuz..
Uzun uzun bakıyorum yanımdan geçen kadın ve kızına.
Ne kadar yakışıyorlardı birbirine. Yakıştırmak sadece karşı cinslere olmamalı. Oksijen tüketen her canlı birbirine yakışabilir / bakışabilir / sevişebilir.
Sevişmek konusunda ciddiyim.

 İkibinyedide Bakırköy’de English Time ‘ de Efe diye bir arkadaşım düzenli olmasa da iki haftada bir altı yedi tane gülü alıp penisine sürtüp boşalıyormuş. Bana dert yandı – nasıl kurtulucam olum bu durumdan bir türlü bırakamıyorum çok pahalı dedi. Hiç betimleyici bir hareket vermedim olayın şaşkınlığını yaşarken.
“Sapıyla mı yapıyon la” dedim.
“Herhalde olum işin zevki orada” dedi.
Enterasan adamdı Efe , ağzından hiç sakız eksik olmazdı. Cikletini yaklaşık bir saat çiğneyip , dil darbeleriyle yuvarlaştırıp ağzıyla tuff diye dışarı püskürtüp vururdu hep aynı sloganla..
“İlhan Mansız vurdu ve gol olduuuu”
Efe ikibuçuk ay hiç aksatmadan geldiği kursa iki hafta üst üste gelmez oldu. Gittim evine.
Evine de üç sefer cigara sarmak için gitmiştik. Güzel bir terası vardı , iki birayla sarmalayıp gömüyorduk esrarı. Kimseye anlatmadığı bir sıkıntısı vardı , bana bile. Bir gün cesaret edip sormaya kalktığımda hep farklı yalan yanlış bir sürü bişey derdi. Dedim ya enterasan adamdı Efe , bir insanın yüzüne beş saniyeden fazla bakamazdı. Çok direttim gözlerimin içine altı saniye baksın diye , o hep kaçırdı gözlerini benden / tüm insanlardan.
Belki insan olduğunu bir saniye bile düşünseydi oda inanabilirdi gerçekten Tanrıya ve insanlığa. Ama Efe inanmadı hiçbir şeye , penisine bile..

Evine gittiğimde kimse yoktu , telefondan zaten hiçbir zaman ulaşamadım Efe’ye.
Efe’ye göre telefon bir bağımlılık , bir teslim oluş.
Tam dışarı çıktım , eve giren bir dayı kesti önümü. “Efe’ye mi baktın birader” dedi. Beni Efe’nin yanına gelip giderken görmüş arada , o yüzden seslenmiş.
“Evet Dayı “ dedim ,” nerede iki haftadır yok piyasada , bu kadar kaybolmazdı”
“Ohoo Efe geçen hafta öldü be olum” dedi.
“Siktir lan” dedim. Sonra ayıp ettiğimi düşünüp özür diledim.
“Nasıl ya , anlatsana hele dedim..”
“Oğlum belki biliyorsundur , bunun annesi bir yüz kızartıcı olay yüzünden ikibindörtte kendini asmıştı tavandan , o gün bugündür toparlanamadı zaten Efe , oda terastan atmış kendini, yere düştüğünde de ölmemiş ama hastanede ikinci günü kaybetmişiz. Hadi başın sağolsun.."
Cebinde bir not varmış , notta "tohumunu siktiğim dünyası" yazıyormuş..

Şok oldum.. Ama şok olduğum Efe’nin ölmesi değil , annesinin başına gelen olaydı. Parçalar birleşmeye başladı.. Sordum dayıya bu yüz kızartıcı olay neydi dedim. Bir bir anlattı.. Efe’nin penisine giren diken parçalarının her birinin sebebini anlattı. Annesinin kardeşi yani dayısı , tam yedi sene boyunca tecavüz etmiş.Bigün Efe henüz onyedisindeyken ayyuka çıkmış bu olay.Annesinin inilti seslerine uykusundan uyanan Efe , annesinin ve dayısının göz bebeklerini gördükten sonra derin bir susmuş.. 
hem kendi gözbebeğini , hem bütün insanlığın gözünün ferini susturmuş.
sineye çekmişler bu durumu “elaleme ne deriz” mantığıyla. Olaydan üç gün sonra annesi sütyenine iliştirdiği intihar mektubuyla kendini asmış , tabi olay su yüzüne çıkınca dayıyı içeri tıkmışlar. İçeride altmışaltı gün yatıp çıkmış..

Hemen nereye defnedildiğini öğrenip ziyarete gittim Efe’yi.
Olayın şaşkınlığından ağlamaya vakit bile bulamadım. Cebimde az biraz ot , sol elimde bir kırmızı gül.
Biliyordum tebessümle bu anı beklediğini. Biliyordum sönük etine doğru yaslanmış penisinde ki gül dikenlerinin sebebini.
Efe belki gerçekten sevebilseydi herhangi bir şeyi , terastan atlayıp ölmezdi..
Becerebilseydi gözbebeklerime gözlerini değdirmeyi , belki becerebilirdim insanlara olan kinini / nefretini bir ateşle söndürmeyi.

Gözüm halâ üç yaşında ki küçük kızda.
Gözlerinin anasına benzediğini gördükçe içim bir ürperiyor..
En son karşılaştığımız ve bir daha asla birbirimizi göremeyecekmişiz gibi nefret ve aşkla olan son konuşmamız geliyor aklıma..
“Sevmenin ne olduğunu bilseydim , belki bende sevebilirdim.
 Belki sevilebilseyim gerçekten , sevenleri de anlayabilirdim.”
-seni seviyorum ulan , kaç kere söylicem!
 …
..
“Birgün bi kızın olursa , gözleri sakın sana benzemesin..”

Göz bebeklerinden olsaydı çocuk yapma işi. Dünyada ki en iyi jinekolog ve ürolog ben olurdum. Görebiliyordum gözlerde ki sertliği. Görebiliyordum gözlerde ki suyu.
Ve görebiliyorum insanlığın gözünün ferinde ki gül dikeni kıvamında ki acıyı..
 


13 Mart 2014 Perşembe

- STOKLANMIŞ ŞİİR -



Şiirler yazıyorum sensizliğimde okumak için
O katı, o soğuk, o sessiz halini zihnime çiziyorum
Şimdi, sensiz geldiğim bu şehirden, yine sensiz gideceğim günü hayal ediyorum
O tren garındaki çiçekler artık kime gidecek
Sesine alışmış yüreğim, sessizliğinde ne halt edecek, bilmiyorum..

Bazen de yaralı yavru bir kuş gibi bakan o mahzun halin geliyorda aklıma
Senin inanmadığın yüreğimden gözlerime kan fırlıyor
Boğazım düğüm düğüm, kirpiklerim tuzlanıyorda
Görmeyesin diye, ağlamak yakışmaz diye bana
Sadece en neşeli fıkralarımı hatıra bırakıyorum sana,
Hoşçakal..

t.yazıcı
tozlu raflardan