12 Şubat 2017 Pazar

Başlıksız bir şeyler işte



Biz insan ırkının en hoşlandığı şeydir sanırım her şeye bir kılıf uydurma çabaları.  İllâ bir kalıba sokacaklar, bir şekil verecekler. Sanırım kendilerinin istedikleri şekli alana kadar bu çabaları da sürecek. Nefret ederim bu durumda, hem de çok.  Belki de hayatlarında görüp görebilecekleri en sıradan-basit insan olmama rağmen, aha geldim yirmi sekiz yaşına sürekli neden mutsuzsun diyen mi egolu yapan mı dersin havalı, götü kalkık, burnu havada, bencil, kendini beğenmiş vs vs vs.. neler duymadım ki.. (hı arada duyduğum gerçekten samimi sözleri saymıyorum.. bu yirmisekiz yılda ne zikim öğrendin deseler tek cevap bu olabilir; samimiyetin ne olduğunu çok iyi biliyorum)
Dönüyorum üç hafta öncesine,
Yer: Kireçburnu Sahil
Hava: Mis.
O kadar soğuk ki insanın etini dişliyor bu hava, bayılıyorum bu duruma. Gökyüzünün bizlere bahşettiği her durum başım gözüm üstüne. Çünkü samimidir gökyüzü. Dedim ya, her türlüsünü anlarım.

Üzerinde Sarıyer Belediyesi yazan bir bank, bir köşesinde ben bir köşesinde Hilal. Elimde bir Cahit Zarifoğlu kitabı.. daha ne olabilir ki? Karşımda bir mavilik elimde – yüreğimde Cahit Zarifoğlu şiiri..

“..ah şu yalnızlık
kemik gibi
ne yana dönsen batar..”

Şiir okumanın verdiği bir haz vardır, eminim bilirsiniz sizde.. böyle kalpten başlar tüm vücudu bir dolanır, sonra tekrar kalbe döner ve yüzde gülümsemeyle biter.
Sonra bir şey olur ve kendi vücudunla olan sevişmen birden yok olup gider. Bana bazen bencil dediklerinde hak veriyorum, çünkü yok – başka kimseyle alamıyorum bu keyfi..

“Sen de hep mutsuzsun be” diyor Hilal.
“Şaşardım bunu demeseydin” diye sessizce hayıflanıyorum gözümü mavilikten ayırmadan.
“E demek ki bunu söyleyen tek kişi ben değilim” diyor.
“Sen değilsin” diyorum.
“Değişiksin” diyor, sebebini soruyorum ufak bir mimikle.
“Şimdi şuradan kalkıp gitsem, sen açıp kitabını okumaya devam edersin.”

Gökyüzünü ufak bir iç geçirerek süzüyorum. Güneş Sadri Baba selamını çakmış inceden batıyor. Aklıma gelen Zarifoğlu şiirini uzun süre sonra gözlerine bakarak söylüyorum:

“çünkü gece zamanın katranıdır,
gelip geçecek gibi değil omurgamdaki didişme..”

Gülümsüyor burada. O kadar mutlu oluyorum ki.. bu gülümsemenin bir sebebi yok çünkü, istese de engel olamayacağı bir gülümseme bu. Çünkü bilirim, insan hiçbir şey yapamadığı / söyleyemediği zaman kolayına kaçar; gülümser.
Hilal, iki popoluk daha yanıma kıvrılıp sağ kalçasını benim sol kalçama adamakıllı değdiriyor. Vücuduna aldırdığı esnek açı tam öpüşmelik. Sağ eliyle ensemden tutup vücut ağırlığımın dengesiyle oynayıp yumulabilir.
O hala epey evvelki cümlesinde kalmış, “mutsuzluk değilse ne bu halin” diyor.
Yine kendimi açıklamak zorunda kalıyorum ve bu durum canımı sıkıyor.
“Hüzün” diyorum, iki saniye sonra tekrarlıyorum; “hüzün.. bilir misin?”
“farkı ne” diye soruyor peşine.
Bıkkınlığımı ifade edecek bir ses tonuyla, “hüzün işte Hilal, nasıl anlatılır ki bu? Ne melankoli ne mutsuzluk, bunun bir tarifi yok..”
Dudak büküyor. Bazı durumlardan hoşnutsuz olsa gerek. Avuç içlerimi diz kapaklarımın üzerine koyup kıvrak bir hareketle ayağa kalkıyorum. Huyum değildir birini bırakıp gitmek ama, kalkıp gidiyorum sırtımı maviliğe vere vere.
Beş altı adım, çok değil. Geri dönüyorum, Hilal’in gözü mavilikte.. belki hüznün anatomisini araştırıyor.
Sesleniyorum. Önce saçı, sonra bakışı, sonra benimle ilgili anlamlandıramadığı her şeyi o bakışta savuruyor etrafa.
“Hilal” diyorum sonran birinci sesli harfi uzatıp olaya muziplik katarak.

“Arabanla beni metrobüse atsana, burası terse kalıyor…”

12 yorum:

  1. Kalemine sağlık. Çok güzel☺ Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederiiim:)
      sevgiler benden

      Sil
  2. Keşke herkes senin gibi hüzünlü olsa :) Sende hüzün ile neşe yanyana , annem olsa gel git akıllı der ahaha :) şaka yapıyorum da yani en azından terazin çok hassas acaip bir denge var bunu herkes yapamaz. neşe seni besleyen kaynak, hüzün geliştiren kaynak. her ikisi de mükemmel oturmuş. ben de psikoanalizci gibi bilmiş bilmiş konuşuyorum bakma sen bana :) keyifle okuyoruz hepimiz. sevgiler ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bunları duymak ne güzel :)
      seni her zaman görmek isterimmm

      Sil
  3. Bu olay bana Leyla ile Mecnun dizisini anımsattı belki de mekandan dolayı. O dizi nasıl içimi ısıtıyorsa senin yazında öyle oldu, yüreğine sağlık. :)

    YanıtlaSil
  4. Vay be 28 yıl ha? :)
    Şaşkın seni.

    YanıtlaSil

  5. Ya da bir aptalın yalnızlığını seçin; çiçekler sulamakla olsun bu
    Tıkır da tıkır işleyen apartmanlar vardır ya, sakın ha!
    Ya da her sabah
    Göğe bir yüz metre kollarınızla…

    Aman Tolga, sakın ha.
    Anlaşılırsak neye sığınır da yaşarız biz? Düşünsene biri geçmiş karşımıza bizi bize anlatıyor en mahrem kelimelerle, vallahi oturur ağlarız hırsımızdan.

    Hüznü anlamayanla senin ne işin olur? Anlaşılmak rüyada kalsın, eşlik edecek kadar bilseler dilini yeter. O da olur elbet, Hilal dolunay olunca tekrar gelir hahah.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "fakat allah kahretsin insan anlatmak istiyor albayım.."

      Sil
  6. En samimi yazılarişte başlıksiz(!), kalıpsız...

    YanıtlaSil