9 Mayıs 2020 Cumartesi

Cenovalı Marya

Mermerdense tahta bir yerlere oturmak nedense hafifletiyor beni. Yok, boşa altında bir şey arama, düşünmemek için yeni düşünceler üretiyorum kafamda. Görsen kızarsın bu halime, unutamayışıma, tekrar edişlerime, aldanmalarıma, kaçmalarıma. Şimdi önü adamakıllı tozlu bir bar taburesinin üzerinde oturmuş soda limon içiyorum Marya. İçtiğim şeyin sert bir içki sanılması hoşuma gidiyor. Bazen, özellikle çevredeki kalabalıklar artınca, bakışların; ensemde hissettiğim  gözlerinin arttığını hissettikçe sertçe çekiyorum bir yudum. Sen bilmiyorsun ama ben bütün acizliklerimi sert asitli mineral suyla, limonun da bıraktığı asitleri harmanlayarak tek fondiple içtim çoğu zaman. İnsanlar şaştı Marya, nasıl olur da her gün buraya gelip, bardak bardak o cintonik görünümlü içkiyi içip hala midemin nasıl böyle sağ kaldığına. 
Sen hiç terk edilmeden terk edildin mi Marya? Attığın postalar, mektuplar geri döndü mü sana. Birikmiş özlem mesajları bumerang gibi yapıştı mı tenine? Unuttum sandığım anlarda, yazdığım yazılarda çıktın karşıma. Gerçeklikten beslenmekten kaçınan ben, hakikatin peşine düşüp hikâyeler türettim senden habersiz. Bir lanet gibi yarısı kırılmış çocuk oyuncaklarını izledim. Sararmış kitapları okudum. Hayatı seyretme hastalığı senden sonra başladı Marya. Şimdi cümlelerimde bir yüklem görevindesin. Öznesiydin paragraflarımın. Nesne oldun, fiil oldun ve şimdi sondasın. Sırf cümlenin içine seni gömebilmek için yeni diller öğrendim. Her dilde farklı yere koydum. Hepsinde tek bir anlamın vardı. Unuttum. Bildiğim bütün dilleri unuttum yok ol diye. Ah bu düşüncenin evrensel dili... 
Şimdi, ağır ağır ilerlediğim bara girip, her zamanki köşeme çekilip cintonik görünümlü sodamı içeceğim. Gönderdiğim ve bana doğru gelen, mektuplarımı sodanın içine atıp sindireceğim. Suskunluk yorucu Marya, aynı zamanda aldatıcı da. Neyse, soda geliyor. Barmen kızla yine göz göze geliyoruz. Sen bilmiyorsun ama geçen ay onunla seviştik. Beni kendi evine götürdü Marya düşünebiliyor musun? Bu kadar güvenilir bir tip olmamalıyım. Sodanın insan karakteri üzerinde naifletici bir yanının olduğunu bilmiyordum. Aletimi senin düşlediğin gibi kavradı, senin gibi bağırdı, konuştu. Çok konuştu. O sen miydin? Bir daha da ne o teklif etti, ne ben. Bir anne gibi davrandı peşi sıra günlerde Marya. Ben annemi düzmeyi hiç düşlemedim. Ama o öyle hissettirdi. Görüyorum onu, hiç yaşanmamış gibi hiçbir şey. Sahi yaşadığımız şeyin salt geçerlilik yanı nedir? Bir düşünce ile tüm evreni yıkabiliyorsam, aynı düşünce bana olanları düşündürtüyor olamaz mı?
Yoruldum Marya. Aspirinli su getirmiş bana, iyi değilsin, dedi. İyiyim, dedim. 
Sahiden iyi miyim?

19 Mart 2020 Perşembe

Üçüncü Kitabım "Aynalar" Yakında

Selamlar,
Evet, burayı biraz ihmal ettim ama tutturduk bir yazma işi, kapılıp gidiyoruz. Uzun yıllardır kafamda inşa ettiğim bir karakteri yazdım bu sefer. Öykü de denilebilir, kısa roman da. Huzurlarınıza gelmesi yaz sonunu bulabilir.

Sevgiler :)


Tanımadığı insanların düğünlerine, cenazelerine gitti Galip. göbek ve toprak attı, teselli etti ve kutladı. ayırt edemedi Galip, iyi ve kötü, güzel-çirkin, yaşam-ölüm. seçemedi hangisinde olduğunu. sorulduğundan değil seçim yapmak zorunda olduğundan. bu yüzdendi ya ona bu adı verip çekip giden annesine bir çift söyleme fırsatı dahi verilmemişti. konuşmadı Galip, konuşamadı.