6 Haziran 2018 Çarşamba

- KAYBETMEK -


hayatı fark etmek
....kaçmanın ilk adımı.
yalın ayak basıp da gitmenin
....özerk bir çimenin üzerine
duygusal farkındalığı olmalı
devrik bir cümle ile başlamanın.
betonlaşmışsa artık bütün ağaçlar
ve ben
ve ile başlayan bir cümlenin ağırlığını çekiyorsam
sahip olmanın bir önemi yok
sonu üç nokta ile tamamlanmayacaksa hayatın

t.yazıcı
03.06.2018 / Alsancak

19 Mayıs 2018 Cumartesi

Kimseye Etmem Şikayet



Önümde durup bana düşmanca bakmaktan başka bir şey yapmıyor.
 Karşımda dursa ya da gözümün değdiği herhangi bir yerde. Bir sürü işim varmış da sözgelimi düşüneceğim tonlarca şeyin arasından ve onca iş olmasını hiçe sayarak yine denk gelse algılarımın en benciline. Veya düşlemek istesem onu, onca gürültünün arkasından onun varlığına varacağımı bilip hızlanıp koyulsam yola. Belediyelerin bozmaktan usanmadığı kaldırımlara dahi aldırış etmesem, tam o sırada nasıl olsa yapıp bir daha bozacaklar düzlemi aklımdan geçse hatta. Ve ben onunla başlayacak cümleler düşleyerek koşsam yanına… Ne güzel olurdu değil mi. Güzel olurdu olmasına ya, önümde duruyor şimdi. Duruyor da bana düşmanca bakmaktan başka bir şey de yapmıyor.
Bir kağıtsın diyorum sen. Bağıra çağıra söylüyorum sanki sesimi duyacak biri varmış gibi. O bana bir şey söylemiyor ama ben yazıyorum bir kalem aracılığıyla sesimi de taklit ederek. Gülüyorum sonra kendime, yazdıklarımla değil ama. Sesimin şiddetini ne yaparsam yapayım kimsenin duymayacağını bildiğim halde inatla yazmaya çalıştığım halime gülüyorum. Sonra kağıda mı yoksa kendime mi söylüyorum bilmiyorum ama yazmıyorsun dedirtiyorum kendime. Yüzüme yapışan ve kötü huylu bir kist gibi görünen gülümsememi görüyorum yine karşımda. Ne kadar yabancı. İnsan kendisine yabancı olur mu hiç diyorum? Bunu yazı yazan ben mi yoksa kendime mi söylüyorum onu da bilmiyorum. Son satıra yazdıklarıma ilişiyor gözüm. Sen yazarken nefes alıyorsun diyor. Birinin, hatta kendinin bile bunu elinden almasına izin verme.
Cevabını okuyamadan veya yazmadan sayfa bitiyor. Postmodern romanların fiyakasıdır diyorum kendime sonu belirsiz biten romanlar. Haklı buluyorum da kendimi. Susmak istiyorum yine ama izin çıkmıyor. Hikâyem devam etsin istiyorsam yeni sayfalar gerekliymiş, öğreniyorum.

17 Mart 2018 Cumartesi

Bu Gemi Nereye Nereye Gider



“Sonra” dedi, araya dört cümlelik boşluk bırakarak.
Boşluğu benim doldurmam için mi, bir sonraki kuracağı cümlenin enkazına beni alıştırmak için mi bıraktı bilmiyordum. Tamamlama gereği istedim nedensizce. Nedensizliği bilirim. Nedensizliğin bıraktığı izler kadar bilirim. Bilim ama söyleyemem.
“Sonrası öyle işte” dedim. Ben o kadar boşluk bırakmadım ama. Göz göze değil de bir iletişim aracıyla ayrılan insanların yarattığı o soğuk kısa an kadardı işte. Devam ettim.
“Sonrası öyle işte, kurumuş bir yaprağa benziyor sonrası. Üzerine bastığını çıkardığı titrek sesten sonra anlıyorsun. Ah diyorsun içinden, kısa sürüyor ama çok kısa. Yoluna devam ediyorsun devam etmeme ihtimalini sol memenin oralarda bir yerde saklayarak. Belki diyorsun içinden, alıp saklamalıyım, hatta belki bir kitabın arasına bile sokabilirsin bıraktığın sayfa sana yaprakla birlikte bir şeyler hatırlatsın diye. Kapağı kapanan ve rafa tekrardan konulan kitap yalnızlığına dönersin işte o zaman.”
Bir şey söylemek isteyip de söyleyemeyenlerin takındığı ifadeyle baktı bana. Bir şey söylemek isteyip de söyleyememenin ne demek olduğunu bildiği halde baktı.
“Eeee” dedi. Kim bilir ne cümleleri yutup çıkarmıştı o sesli harf yığınını.
“Kurumuş bir yaprağı eline alıyorsan kırılacağını da bilmelisin” dedim.
İncecik kuru bir yaprağın bir avcı botuyla ezilip geçilirken çıkardığı sesi duydum birden. Nereden geldiğini biliyordum bu sesin.
“Hep.. hep” dedi, “seçiyorsun kelimeleri, nasıl beceriyorsun bunu”
İlk üç harflik kelime tekrarı canımı acıtmıştı.
“Rüzgâr” dedim, sonunu bildiğim bir romanı sonran başa yorumluyormuşum gibi.
“Kurumuş bir yaprağın tek dayanağı rüzgârdır.”
Durdu. Gülümsedi. Samimi bir gülümsemeydi bu. Titreyen dudağından da yardım alarak içine derince bir nefes çekip üfledi suratıma doğru.
Hoşça kal demeden de hoşça kalmam için yollanan müthiş bir veda mesajıydı bu. Payıma düşeni alıp yavaşça uzaklaştım.  

28 Aralık 2017 Perşembe

Beni Yalnızlıkla Korkutamazsınız


Beni yalnızlıkla korkutamazsınız.
Aşkla korkutabilirsiniz ama. Bir tık daha ötesine gidip ilgiyle, şefkatle, hatta önemseyerek. Uzun uzun cümleler kurabilirsiniz mesela, ya da bakabilirsiniz bir türkü uzunluğuyla korkutmak maksadıyla olmasa da.
Ama korkutursunuz yaramı gördüğünüzü belli ederseniz ya da sevdiğim bir şarkıyı mırıldanırken eşlik edip.
Sevdiğim türküleri bir bir seslendirerek ya da mırıldanırmış gibi yaparak korkutabilirsiniz beni. Şayet girmişse araya yalnızlık yahut belirtmemişseniz iyelikleri korkmam ama.
Bana beni görmezden gelerek iyilik de yapabilirsiniz. Yokmuşum gibi. Velev ki beceremezseniz görmezden gelmeyi, yanımdan geçerken bir posta memuru kararlılığıyla hızla dokunup amma velakin hissettirmeden geçebilirsiniz. Beni bakışlarınızla korkutabilirsiniz ama rüzgarınızla asla.


Beni yalnızlıkla korkutamazsınız.