27 Ekim 2014 Pazartesi

İşiyorum ödünç ver ellerini..



            

          Bütün dünya beni izliyor diye düşündü Mete, etrafında ki kararlı bakışlardan bir an olsun sıyrılıp bir kaplumbağa gibi içine kapanmayı denedi. Üzerine yüklendirilen bu sorumluluğun altında ezilmek üzereydi. Kısa sürelide olsa, vücudunu bir bina gibi düşünüp iç organlarını tek tek zelzeleye uğrattı. Bunun bir artçı deprem olduğunu anlaması uzun sürmedi. Bir şekilde bu göz bebeği akbabalarının hıncından ve öfkesinden korumalıydı kendini.
Önce aklına ölü taklidi yapmak geldi. Bu konuda ısrar edemeyecek kadar ölümden korkuyordu hâlbuki. Hilmi abi söze girecekken lafı ağzına tepti. Söylemek isteyeceği bir şey yoktu ama bir kişinin bile ağzını açıp o lanet soruyu sormasını istemiyordu. Beyninde ki görsel hazineyi ufakta olsa aralayıp bir kare çıkardı orada gözünün önüne. Yıllar evvel fotoğraf albümünde annesiyle birlikte olan fotoğraf çıktı zihninin hard diskinden. Şaşırdı. Akışkan bir fotoğrafın anlık görüntüsünü almak isterken, kafasının içinden sadece gerçekte olan bir fotoğrafın görüntüsü çıkmıştı.

          Belleğini tazeleyip yeni bir görüntü bulmak istedi. Tam bu sırada karanlıkta olsa bir görüntü kendi belli eti; sanki kendini belli etmek istercesine göz bebeğinin önüne fırladı. Fotoğraf tam canlanacakken Hırdavatçı Hüseyin abinin çay karıştırma sesiyle irkilip, normale döndü. Bakışların üzerinde olduğuna kesinlikle karar verince derin bir nefes aldı. İçinde tuttuğu nefesi bir nükleer silah gibi kullanıp çevresinde ki herkesi öldürmek istedi. Yarısı ağzından olmak üzere nefesini kesik kesik dışarıya verdi. Söze Hilmi abi girdi;
“Sen şimdi Şirinevler meydanda ki Atatürk heykelinin orayı buldun dimi?”
“Evet abi buldum, parmağıyla bir yer gösteriyor dedin, hakikaten de gösteriyordu.”
“Hilmi abinin sözüne güveneceksin olum. Pembe perdeli bir yer, fark etmişsindir zaten. İkinci kata çıktın dimi? Fatoş ablan karşılayacaktı seni.”
“Evet abi, çıktım. Kimse yoktu zaten. Abi bir şey soracağım, Atatürk’ün heykeli buraya dikilmeden öncede burası keranemiydi?”
“Herhalde olum, biz yedi düvel burada milli olduk. Taa benim dedemi bulur.”
Lafa mahallenin diş hekimi Nuri Bey girdi;
“atma be Hilmi, çocuğunda aklını bulandırıyorsun. Dedenin zamanında yoktu ki orası.”
“olur mu olum, dedem anlattı, açılışı zerrin egeliler yapmış. O zamanlar namı varmış bu keranenin”
“sende mi ilk orada milli oldun?”
“evet, dedim ya yedi düvel.”
“Sallama lan, hani eski kaymakamlığın orada ki ziraatta bankasında çalışan memur zuhal’le milli olmuştun. Neyse konumuz bu değil.”
Bakışlar bir kez daha Mete’nin üzerinde yoğunlaştı. Terlediği anlaşılmasın diye kafasını kaşıyormuş gibi yapıp sağ kol bileğinin oraya terini sildi. Çayı dibine çökmek üzereydi, kahveci Olgun abinin de çay bardağını almaya geldiğini gördüğünde iyice hissizleşti. Hilmi abi daha fazla dayanamadı;
“Her şey tamam diyorsun, hadi bakalım söyle o zaman, pancar motorunu öttürebildin mi?”
“Anlamadım abi.”
Olgun abi çay bardağını götürürken dönüp söze girdi; “lan olum işte koyunca hopluyor mu onu soruyor” lafı bitirdiği an berber Ali girdi;
“Ya kayışı yağladın mı yağlamadın mı. Tren raya girebildi mi olum, anlasana işte yaaa”
“Abi ne diyorsunuz ya inanın bir şey anlamıyorum.”
Hilmi abi burnundan çektiği öfkeli nefesi vermeden yeni gelen çayından sert bir yudum aldı, ağzında ki bu yudumun büyük kısmını yutup, diğer kısmını dişlerinin arasından dolandırdı ve ekledi;
“Lan oğlum, sen bu kızı siktin mi sikemedin mi?”
Derin bir sessizlik oluştu. Tüm dünyada ki bakışların yanına bir de tüm dünyanın duyu organı eklendi. Sanki bütün diriler ve ölüler, hatta nefes alan fotosentez yapan her şey Mete'yi dinliyordu. Yutkunmayı denedi, beceremedi. Bir sonra ki denemesinde yutkunduğu tükürüğü saatte kırk km hızla midesine doğru ilerledi.
“Yok abi, yine olmadı…”

Tam o sırada sanki bütün dünya aynı anda “Haydaaaa” dedi. O uğultuyu duyduğu an, duyu organlarından birini kapatmayı yeğledi Mete, ama hangisi kapatacağı konusunda bir karar veremedi. Çevresinde ki kalabalık saniyeler içerisinde yok oldu, bir tek Hilmi abi donuk gözlerle bakıyordu Mete’ye. Sigara izmaritini kararlı bir şekilde küllükte öldürdükten sonra net bir kararlılıkla;
“Senden adam olmaz olum” dedi.

Bu cümle önce ciğerine sonra bütün iç organlarına yapışıp yıllarca yaşadı Mete’nin vücudunda. Yaklaşık on iki sene sonra, yani tam otuzüç yaşında, Nişanlısı Şükran yüzüğü atarken bir şeyler dedi Mete’ye, tanıdık bir şeyler;
“Senden adam olmaz..”

İç organlarında barınan o yapışık hücreler tek hamlede dirilip çıkabileceği tüm deliklerde toplanıp tek hamlede çıktı. Çıkarken bütün sinir sistemini ve vicdanını da parçalayıp gitti. Bir şeylerinin eksildiğini düşündüğü anda bir karar verdi. Kararının sol yanına iletildiğini hissettiği an yola koyuldu. Yolu uzundu.
Önce yıkıp parçalaması gereken bir Atatürk büstü vardı. Önce Atatürk, sonra tüm insanlık.
Kendine ve vücuduna olan inancını, Şirinevler meydanda ki o kerhanede bırakmıştı.

Kişilik karmaşasına düştüğü bir an gökyüzüne bakıp seslendi;
“Tek başına, yalnızlıktan geberecek ve çürüyeceğim. Bir sikime yaramıyorum, hadi bir işaret gönder ve beni bu buhrandan kurtar..”
Beş dakika sonra yanında bir adam önünde durup ceplerini yoklamaya başladı. Bir şeyleri aradığı belliydi, ağzında ki sigarası hala sabit duruyordu yalnız bir şekilde.
Mete’ye dönüp; “ateşin var mı bilader” dedi.
Mete adamın sigarasını yaktıktan sonra bir şey keşfetti. Kimse tek başına bir sikime yaramıyordu. Bir şeylere yaramak için insanın içinde ki ateşi bulması yeterliydi. Mete içinde ki ateşi bulduğunda fark edemediği bir şey vardı. Mete git gide ateş oldu. Hem kendi bedenini yaktı, hem üçyüzonaltı insanı.

İlk öldürdüğü adamın cesedinin başında ki üçüncü saatinde, cesede bakıp bir şeyler demek istedi. Yarısını tükettiği litrelik johnny walker’ın şişesine bakıp bir şeyler mırıldandı;
“Benden adam olmaz olum..”

Seri Katil denemeleri part bilmem kaç
Yeni romana başlangıç için denemeler vs..
Seri katil çıkarma çabalarım filan.


24 yorum:

  1. Bayılırım seri katillere. :)

    Yazılarına bulduğun başlıklar ile aşk yaşıyorum. Ne güzel şeyler onlar. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hahha sende bendensin o zaman (:
      içeriği ile de yaşıyorsan ne mutlu bana :d

      Sil
    2. Yazılarının içeriklerini alıp çooookkkk uzaklara gitmek istiyorum.

      Benden anca bu kadar iltifat cümlesi çıkar. :D

      Sil
  2. ben sana gelirim gelmesine de, bi psikopatlık çıkar o denemenin(!) altından diye korkuyorum :p

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yahu gel sen gel, bir şey olmaz diyorum :p

      Sil
  3. Bu bir deneme ise bittiğinde romana dönüştüğünde kimbilir nasil olur:) çok basarilisin tebrikler asi yazarım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Naif hatunum, eksik olma :)
      bunu, ya da bunun gibileri devamı var diye yazmıyorum. oku bir fırlatıyorum, hedefi tutturacak mı tutturamayacak mı diye beyin fırtınası yapıyorum. tamam gizli özne olarak bir seri katil olacak ama, o cümleyi de hakikatli yazmalıyım ki gizli özne oradan sırıtmasın
      yalansam söyle :p

      Sil
    2. Sen de eksik olma Tolgacan:) Yazarım ne yazarsa doğru yazar bu hatunda dört gözle yazdıklarını bekler:)

      Sil
  4. sence buzbağ klasik ne yapar tolga?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kafa yapar Havva.
      Sevişmeden önce dört kadeh. ama yanında kesinlikle jelibon yiyerek.

      Sil
  5. Bir sonraki bilmem kaçıncı part var ya işte o gelsin yani. Kesmedi bu beni :P :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eyvallah mimarım :)
      aklıma geldikçe yazacağım denemeleri

      Sil
  6. devamını bekliyorum, çok iyi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim öğretmen hanım :)

      Sil
  7. Ayy adamın psikolojisine çok üzüldüm şu an :D
    Kızı mikemedi diye bana noluyosa töbe töbe :D:D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. olmuyor işte, ne yapsak boş.
      üzülmeyelim de ne edelim, dert oldu bana resmen :d
      işte bunlar hep aşk-ı memnu (:

      Sil
  8. Türk insanının erkeğe yüklediği cinsellik kanalından yürüyen adamlık olgusu yüzünden kayış kopup katil olunmaz da ne yüzden olunur? Türkiye'den seri katil çıkarsa alt yapısı tabi ki bu olur. Ben en çok bu çıkarımı başarılı buldum. Ya da az aralık bir kapı bulunca ülkeme olan nefretimi kusuyorum gene bilemedim.

    Yine keyifle okuttu, devamını merak ettirdi. Tebrikler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Seninle çok ortak noktamız var.
      Bir demlik çaya bakar kusmamız.
      Eyvallah, eksik olma emi.

      Sil
  9. seri katiller bana hep agatha crista yı hatırlatır :)

    YanıtlaSil
  10. son 3-4 postu okumadım okuyacam bir ara bunun başlığı kanıma girdi okumasam da yorum bırakmak istedim :D Hayal gücünün sınırını görememek beni çekiyo bu bloga yav ne adamsın sen, neyse ben de post yayınladım haberin olsun :D İyi davran kendine, konuşma öyle kafandaki seslerle falan :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ohoo okumadan yorum bırakılır mı hiiççç :)

      Sil