7 Eylül 2014 Pazar

İtirazım Var!






Her şeyin bokunu çıkarma konusunda üstümüze tanımam.
Niyeyse her şeyi abartan bir milletiz. Bir şeyi yaptık mı gözüne gözüne sokarız. Yanda olan ikilem kelimesinin tek harfi de değişebilir arada. Anladınız siz. Bunları niye mi yazdım ? – bende bilmiyorum. Yazıya nasıl girsem diye düşündüm düşündüm , bir şey bulamayınca günlük sitemlerimden birini edeyim dedim.
Çoğu kişinin varoş diyebileceği bir semtte büyüdüm. Gerçi şimdi birkaç üniversitenin gelmesiyle biraz daha medenileşti ama bundan bi oniki on üç sene öncesi filan. Yani bazı şeylere aklımın kestiği zamanlar(yeni yeni) o zaman burası bildiğiniz teksastı. Çocukluğumun çok büyük bölümü evimizin yakınlarında olan bir parkta ; “Atatürk Parkı” nda geçti.
Canım sıkılır giderdim. Evden kaçardım giderdim. Listede olmayan bazı şeyleri çaldığımda yine oraya sığınırdım. Tam Atatürk büstünün altında bir zulam vardı. Çaldığım armaları ve bazı çıkma kafa teyipleri orada saklardım.
Atatürk Parkı enterasan yerdi. Onüçümde filan boyacılık yaparken oranın yerli boyacıları beni aralarına almazdı. Hepsinin gıcır gıcır tezgâhları varken benim normal bakkaldan alınan hazır boyam vardı. Parkın girişini kapamış gelecek kaçak boyacıları kovalıyorlardı. Sinirlendim bunlara. Zaten boyacılıktan kazandığım parada bir şeye yaramıyordu. İlk paramı biriktirdiğimde eve bir damacana su aldım. Bunun sevinci kısa sürdü , almam gereken bir sürü bir şey vardı. Zaten doğru düzgün eve uğramıyorum bari bir işe yarayayım diye düşündüm hep. Bizim alt mahallede bir marangoz vardı. Benim bi arkadaş iki hafta çalışıp çıkmıştı. Adını unuttum şimdi ustanın , iyi para veriyormuş. Girdim oraya. Tozun dumanın içinde yerleri süpürdüm , büyük büyük kalasları filan taşıdım. Ustanın bi tane yeğeni vardı. Onun ben sıfatını sikeyim. Pezevenk tüm ağır yükleri bana kaldırtıyordu.Bir hafta zor dayandım oradan da çıktım. Sinirlendim.. İsyan ettim.Son çare olarak gördüğüm Harun abinin kapısına dayandım.



Harun abi mahallenin robin hutuydu. Yani ona göre öyleydi. Bize hep zenginden çaldırtırdı ama ne hikmetse fakire vermezdi pezevenk, kendi yerdi.  Bigün bu dedi “çok sağlam bir arabayı buldum , yeri güzel – çevresi geniş bir durum olursa kaçacak yer çok..”
Neyse bir abimizle gittik. O kapıya dadandı ben armalara. Araba da alfa romeonun sağlam kasalarından biri. Kolumda sotelediğim tornavidayı çıkardım , tabi o zamanlar biraz daha acemiyim ; bir soktum – “zııoouuuurrttt” diye bir ses çıkardı kodumun arabası. Artık nasıl vidalamışlarsa bir türlü çıkartamadım. Sonra bir ses ; ama ne ses! Birkaç köpek havlaması iki üç adam sesi. Hem bağırıyorlar hem sövüyorlar.. Bizim ağabey bağırdı ; tolga topuk topuk topuk!! Kaçıyorum ama ne kaçmak! Ayaklarım götüme vura vura kaçtım. Bir apartmanın içine sığındım.  Bizim ağabey  çok dertli ;
“tolga bunlar bizim anamızı sikecekler.önce döver sonra polise verirler”
“abi ana bacı yakışmıyor sana. Sevmiyorum şu küfrü kaç kere diyecem!  bir şey olmaz bulamazlar”
Baktım bir şeyler mırıldanıyor. Dedim abi ne diyorsun anlamıyorum;
“Ulan milli olmadım ben daha. Milli olmadan ölemem.”
“Milli olmak ne abi?”
“Kayışı deliğine geçirmedim olum daha anlasana..”
“Ne kayışı abi , pantolonun mu düşüyor..”
Baktı bana.. Burnundan soluyordu. Yüzünde hem korku  hem öfke hem haykırış. O gün tam iki saat o apartmanın içinde saklandık kapkaranlıktı her yer. Belki de en sağlam o zaman korktum. Ama ondan sonra bazı şeyler gün yüzüne çıktı. İleriki yaşlarımda yaşayacağım bir çok kişisel korkunun karşısına “milli olamamak çıktı..” ve ben bunu ilk algıladığımda ondört yaşımdayım.

Yine böyle bir gün masa başında memleketi kurtarıyoruz bizim orada kahvede. Tabi o zaman ‘Deli Yürek’i  izliyoruz filan ben direk Miroğlu modundayım. Her aksiyon yaşadığımda kulağımda “hayda rinnaa rin nanay rinananayyyyy”  çalıyor.
Arkadan ince tiz bir ses geldi ; “Amann Tanrıımm!”
Döndüm baktım , İsmet abi hayırdır ne odu – yüzünde kahrolmuş bir ifade –
Acı amına koyim dedi! Bu çay çok acı..
Sonra yine bir sessizlik oluştu. Hayatın küfürle imtihanını o zaman gördüm. Kadın organı ve erkek organı birleştirdikten sonra çıkan bu fiilin yarattığı sessizliği duydum.

Akşam karanlığı çökünce sanki planlamışız gibi parkın oraya geçerdik yine. Ağzımızda bir Müslüm Baba şarkısı. İbrahim vardı , Deli İbrahim. Ne zaman Müslüm’den bir şeyler söylesem , çevresinde bulduğu herhangi delici bir şeyle bir yerlerini keserdi. Bi sefer bana karnını gösterdi. Karnını kesmiş dingil. Sayamadığım kadar faça izi vardı. İbrahim’i babası delirtti. Yedi yaşındayken annesini gözünün önünde kesmiş babası. On sene sonra çıktı. Her akşam gelir babasını nasıl keseceğini anlatırdı. Bizde fikir verirdik ; Bayram dışında. İbrahim her anlatışında sanki babasını kesiyormuş gibi kendine vuruyordu elinde ki jileti. Dilimizde Müslüm Babanın “itirazım var” şarkısı. Yine bir gün geldi ; “yeter moruk dayanamıyorum böyle dikine dikine kesecem ben bu orospu çocuğunu” dedi.   Bayram çıkıştı ; “nereye kesiyorsun İbo daha milli olmadık.” Sustuk. Sanki az önce karaciğerinin üzerini defalarca çizen kendisi değilmiş gibi gülümsedi ; “hakket la , bi sikemedik ya..”

Arkadaşlarımı sigaraya ben alıştırdım. Onbir yaşımda filan biriktirdiğim tüm paralarla gider ne kadar geliyorsa Maltepe alır ; arkadaşın evin odunluğunda içerdik. Oniki yaşımdan onsekizime kadar aralıksız ölümüne içtim. Sonra bıraktım.İçimde dönüp dolaşan dumanı keşfettim. Her nefes alış verişimde damarlarımda gezinen nikotini fark ettim.Arada laflarken hep söverler “senin yüzünden başladık pezevenk” diye.  Haklılarda.

Onaltı yaşımda filandım yanılmıyorsam. Yine ağzımda sigara , elimde davul. İstanbulspor’un maçlarında tribüne gidiyoruz. O eziyeti niye mi çekiyoruz ? Tribün liderlerinden birinin bir vaadi ; “olum bu sene bizimle böyle takılın hepinizi milli edicem.” Ulan diyorum kendi kendime , düştün yine dört ayak üstüne.Parayla keraneye gitmeye filan korkuyorum. Bir arkadaş gitti o zamanlar ; yaşlı kadının biri denk gelmiş. Geldi bana haftalarca “kalkmıyor moruk. O karıdan sonra kalkmıyor ne yapacam bilmiyorum” dedi. Belki dokunsam ağlayacaktı. O yüzden onun bu kötü tecrübesi hepimizin gözünü korkuttu. Yandaki sözcüğün tek harfi yine değiştirilebilir. Neyse bir sene de milli olacam vaadiyle geçip gitti kavgaların dövüşlerin arasında. O zamanların tribün kavgaları da direk “vur gebersin pezevenk” modunda. Sırtıma – götüme yemediğim tekme ve jop kalmadı. Küfür etmediğim her hangi bir mecra kalmadı. Gençliğim böyle kirin – tozun içinde geçti anlayacağınız. Hep bir şeylerden kaçtım. Bazen polisten , bazen kendimden. Bir şeylere yetişememenin ne demek olduğunu çok iyi bilirim. Bir şey arıyorsan kaybetmişsin demektir. Ben yıllarca kendimi aradım. Şimdiki aklım olsa önce nerede kaybettim onu hatırlar , gider onu bulur ve kafasına sıkardım!
Çünkü aramak ; koşa koşa aramak - sürünerek aramak! Neyse..
Hele ki bak aklıma geldi. Marangozda çalıştığım o zamanlar bir sevdiğim vardı. Tam çıktım eve gidiyorum , tabi üstüm başım kir pas. Sokağın köşesinde gördüm annesiyle gidiyordu. Eyvah! beni böyle görmesin diye nasıl koştum / kaçtım bir görseniz. İstemedim beni öyle görmesini. Hey gidi..

Şimdi bunları niye mi yazdım. Yıllar sonra bugün yine bir “milli oldun mu len sen” muhabbeti geçti. Bizim zamanımızda “milli olmak” terimi geçtiğinde bile çükümüz kalkardı. Hâlbuki olduktan sonra bu nusubeti hiçte öyle bahsedilen bir şey gibi olmadığını anladım. Hem de o yaşta.
“yav abi geçti artık o devirler” dedi. “vay amına koyim” dedim. Aynı İsmet abinin küfründen sonraki gibi bir sessizlik oluştu. Evet evet! Aynısıydı ; yıllar sonra tanıdım bu sessizliği. Koymak aynı ama zaman değişikti. Girilen yer aynı ama bedenin içinde ki ruh farklıydı. On beş on altı yaşında ki kızların neler yaptığını öğrendim. Üzüldüm. Bizim zamanımızda çoğu kızın bıyığı filan vardı ama , öyle hemen düşmezdi la dama. Aha kafiye yaptım! . Bizler balkon altında sevdik la. Gerçi sevdikte ne oldu orası ayrı ama..
Velhasıl , girilen ve girdirilmek istenilen yer aynı ama zaman değişik. İnsanlar yine aynı ama ruhları değişik. Muhabbet hep aynı ama ; sunuşu değişik!
Çay hep aynı ama; tadı değişik! Bune ulan yine acı bu!

Geçen sene denk geldik Atatürk parkında. Hiçbir şey olmamış gibi oturup bir banka e-5 te giden arabaları izledik. On sene geçti üzerinden her şeyin. Yıllara sorulan bir hesaptı aslında bizdeki. Ben , İbrahim , Bayram , Okur.

Okur yine aynı Okur , ne etliye ne sütlüye karışırdı. Çünkü yetiştirme yurdundan onikisinde kaçtı. Onun anası da babası da bizleriz. Biz ve sokaklar. Biz ve Atatürk büstü.
Bir tek Bayram değişti. Belki de tek hayali olan milli olmanın nasıl bir şey olduğunu anladığı zaman büyük hayal kırıklığına uğradı. Ondokuz yaşında birine öyle kafa attı ki kafa attığı adam altı ay komada yattı. Bayram’da iki yıl cezaevinde. Cezaevinde ki her anısını anlatırken eli titredi , bir sigara yaktı ; “bu illete de sen alıştırdın lan bizi pezevenk..”
İbrahim’e döndüm , telefondan yine o şarkıyı açtı ; “ben hep yenilmeye mahkumuyum..”
İbo ne oldu demeye kalmadan tekrarladı ; “ bu sefer öldürecem o piçi. Bu sefer olacak olum..”
Bayram tekrarladı ; “nereye öldürüyorsun İbo , daha milli olmadık”
Dördümüzün yüzünde de ondördümüzde ki gibi bir aptalca gülümseme.
“Olduk be olum. Yıllardır sikiyorum bu hayatı..”
“Ver la bi sigara..!”

33 yorum:

  1. Böğürtlen reçeli tarifi ister misin annem? Tatlı tatlı yersin sabah işe giderken?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kayısı reçeli de isterim :\
      hazmedemiyorum hayatı

      Sil
  2. Okurken ağzım açık kaldı. JUmarım bunların hepsi birer hayal ürünüdür.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoşgeldin Büşra.
      Bunlar hayal ürünü değil.

      Sil
  3. Yaşanıldı mı bütün bu olanlar? :o

    YanıtlaSil
  4. çok güzel yazıyorsun be.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederiim.
      Bunları duymak güzel

      Sil
  5. hayat aynı hayat sunuş farklı doğru
    ve sen o zamandaki sen değilsin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaman yine o lahnet zaman..
      ah bu zaman!

      Sil
  6. Her yaşadığım olay sonunda bir hayalkırıklığı. Bu olayın böyle hissettirmemesi lazımdı diyorum kendi kendime. Hep mutsuzluk, umutsuzluk bizi buluyor sanırım. :)

    Yazdıklarını okumak çok güzel. Yazdıklarını Okurken kafamdaki bütün sıkıntılar uçup gidiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Beklemiştik.. Gelsin iyi huylu Tanrılar da kurtarsınlar diye bizi"
      :)
      bunları duymak güzel
      a bak aklıma geldi;
      "Bazı akşam üstleri, oturur
      Hikâyeler yazardım,
      Deli gibi!
      Ben hikâye yazarken
      Kafamdaki insanlar
      Balığa çıkarlardı."

      Sil
  7. Sanırım kendini aşmışsın. Bir tarafın yine diğer yanına "alacaklı" bakıyor. İnsanın kendine küskünlüğü daha zor.
    Hepmizin biraz kahraman biraz kurban olduğu noktaları ince noktalarına kadar değmişsin. O meşhur küfürdeki gibi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yusuf Hayaloğlu'nun bir şiiri özetliyor her şeyi..
      "Ağlamak istemiyorum yenildim sana
      Hikayenin özeti bu
      Bir istimlak gibi ödedin
      Ve çiğneyip geçtin maceramı
      Şimdi ben
      Suçlarımı didikleyen bu martı sürüsüyle
      Şimdi ben hangi şehirde soğuturum
      Zonklayıp duran bu yaramı

      İstanbul ey İstanbul ey
      Acılar kraliçesi
      İhanetin ve ihbarların
      Arkadan dolaşan bıçağı
      Ve bütün ödeşmelerin yüzleşmelerin
      Erkekçe vuruşmaların kaçağı
      Beni harcadın ulan beni sattın
      Utanmıyor musun.."

      Sil
  8. Keşke gözümüzü kapatıp açsak ve her şey bir rüya olsa. Biliyorum geçmiş değişmiyor elbet ama bu geleceğe gözümüzü kapamamız gerektiği anlamına da gelmiyor. Her şey güzel olacak demiyorum ama hepsi gelip geçecek. Sen hayata umutla bakmaktan vazgeçme yeter ki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu postta hep alıntılar yaptım , sende de Nazım ' dan bir alıntı yapayım yazına cevap olarak..
      "Bizim kalbimiz hep kırıktır çocuk.
      Ama yine de eksik etmeyiz sol cebimizden umudu.."

      Sil
  9. :):) o iyi huylu Tanrılar hiç gelmez..Yani kurtarsın diye beklememek lazım gelir ..Yara bere içindeyken kendi yaralarını sarmak işte böyle iyi gelir..Sen şu satırlarınla ve insanlığınla küfür küfür saydığın onlarca şeye bir anlam katıyorsun..Geçmişle yaşamak yaralarını acıtmıyor senin bilakis geleceğine anlam katıyor..İşte o güzel anlamları sen nasıl istersen öyle yönlendireceksin..Ay bu çok anne nasihatı gibi oldu :):):)sen nasıl görmek istersen öyle say..
    yani şunu demek istiyorum..Geçmişte yaşadıklarının film şeritleri, dört bir yanını sarıp, seni paçandan tutup aşağı çekecekse hani hakkaten hani sen bir küfür ediyorsun ya öyle et işte....Bunu ancak satırlarını yazarken ki o sol tarafının sızısı ile anlarsın..Yaaa işte özet geçiyorum..
    Kısaca..

    Üzülmeni istemiyorum Tolgaaaa:):)

    Bak ne diyeceğim senin şu anlattığın parçalanmış gülüşler varya onun bir benzerleri benim hikayelerimde var..Anlattıkça rahatlar mıyım bilmem ki..Ne artık bişey anlatmak, ne de artık anlaşılmak istiyorum..İşte bende böyle "s....ettim" sanırım (banada şu küfürü ettirdin ya :):):) çok güldüm şu anda )..............................

    Kendine iyi bak..:):):)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Geceler çok soğuk, sessiz ve karanlık
      Üşüdüm, üstümü örtsene anne.."
      :) :)

      Hey! Teşekkür ederim. Çok güzel şeyler yazmışsın , mutlu oldum hakikaten ; varolasın.
      "ne de artık anlaşılmak istiyorum.." işte benim durumum da böyle.
      küfür gibi hayatlara küfretmek gerek , takılma oralara :)
      yaz bence. belki iyi gelir. gerçi bana iyi gelmedi
      yaza yaza delirdim ben.

      Sil
  10. Seni okurken, genç yaşta onca şey yaşamış ve hayatın yükünü kahrını yeterince çekmiş bir insan canlanıyor gözümde. Yahu senin yaşamadığın birşey kaldı mı acaba? :)

    Hızlı yaşamışsın genç ölme emi :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilmem , belki de vardır :)

      "Su başında durmuşuz.
      Su serin,
      Çınar ulu,
      Ben şiir yazıyorum.
      Kedi uyukluyor
      Güneş sıcak.
      Çok şükür yaşıyoruz.
      Suyun şavkı vuruyor bize
      Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze... "
      N.Hikmet

      Sil
  11. Zenginden çaldığını fakire vermeyen Robin Hut kalsın aklımda bu hikayeden... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim de arada geliyor aklıma
      pek sevimli şeyler düşünmüyorum ama :p

      Sil
  12. Hüzünlenerek okudum. Ama son cümlelere geldiğimde -yerinde mi bilmiyorum- gülümseme aldı beni. Gerçekten yaşandığını düşünmekse ayrıca etkiliyor.
    Yine güzel yazmışsın :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederiim.
      Hoşgeldin tekrardan :)

      Sil
  13. Atatürk Parkı, E-5'ten sonra bir bir aktı bütün anılarım Sefaköy'e, Küçükçekmeceye, İstanbula, eskilerin asfaltsız, varoş, kirli; şimdinin tanımadığım, Bakırköye evrilen "temiz" mekanına.
    Bilmiyorum aynı mekanlar mıdır ama bu kadar tesadüf fazla geldi gözüme.

    Nasıl içim karışarak okudum ben de bilmiyorum. Kaçıp kurtuldum sandığımız o bitmek bilmez arabesk pusuda bekliyor gibi hep. İçimizde hala inşaat kumunda deniz kabuğu arayan o salak çocuk var. Hüznü aynı, derdi aynı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hay ağzına sağlık ne kadar güzel yazmışsın..
      Evet , Sefaköy'ümüzün meşhur parkı..
      Eski cumbalı evleri bir bir yıktı bu semt. hüznümüz bile toza toprağa karıştı.
      Atatürk büstünün hemen arkasında bıraktım ben yıllarımı. Bir bir kazıdım , geçersen bir selam söyle..
      eyvallah..

      Sil
    2. Bak görüyor musun içime çöken sıkıntı boşa değilmiş, nasıl da tanıdım hemen.

      Ben terk edeli 7 yıl oldu, 1 defa aynı sokakları arşınlama cesareti gösterebildim. Bir daha kalbim kaldırır mı aynı parka gitmeyi bilmiyorum.
      Gidersem, mutlaka...

      Sil
  14. Yazıyı çok beğendim, böyle hikaye anlatırmış gibi yazılmış ama gerçekten yaşanmış anıları okumaktan keyif alıyorum. Bir de böyle boş değilse, içinden insan ve toplum psikolojisine dair parçalar bulduğumda da ayrıca mutlu oluyorum. Yeni yazılarında görüşmek üzere, artık bu siteyi de takip edeceğim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaşanmışlıkların samimiyeti yazıda bile olsa geçer çünkü.
      hoşgeldin dostum, her zaman beklerim

      Sil
  15. vay anasını bee..
    Yüreğine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. eyvallah, okuyan gözlerine sağlık

      Sil