31 Ağustos 2012 Cuma

Gençliğimin Katili part4 : Mahallemin kızları



Her sabah uyandığımda tek eğlencem olan misketlerimi kontrol ederek başladığım günlerdi. Bir yanım Tsubasa bir yanım Zagor..
Tsubasa ile futbolumu geliştirmeye yeltenir , Zagor ile gücümü kuvvetimi denetlerdim.. çocukluk işte.
Şimdiki jenarasyonun yaşadığı çocukluk mu ? Çoğu bilgisayar başında öldürüyor güzelim yıllarını.Mesela erkek kardeşim ; 15 yaşında sığır gibi evde pinekleyip duruyor bilgisayar başında.
Oğlum senin arkadaşın filan yok mu diyorum bana feysbuktaki arkadaş sayısını gösteriyor. Bi siktir git diyip kafasına vurduğumda suçlu ben oluyorum.
Gerçi ne tuhaf değil mi ? ilişki tekliflerini bile feysbuk aracılığı ile yapıyorlar ve ondandır ki yüz yüze gelindiğinde gözlerinin içine bakarak konuşamıyorlar , dikkat edin!
24 yaşındayım , bundan bi 12 yıl öncesini filan düşünürseniz çocukluğum diyebileceğim bir dönem. Resmen yeni nesil ile aramız da uçurumlar var..
Boşuna demiyor millet Ahh nerde o Eski Ramazanlar , Bayramlar , Hasanlar..
Eveeet ! bakmayın öyle Hasan’lar bile kalmadı.
Hangi Hasan sorusuna FlorHasan diyemiyoruz mesela. İsimler bile modernleşti.(tamam tamam özür dilerim bu espiri için birden çıktı :(  )

Okulumun olmadığı zamanlarda gerçi okul olduğunda da fark etmiyordu ama günümün tamamı dışarıda geçerdi. Benim sorumlu olduğum bir ailem vardı o yaşta ve para kazanmak için bir şeyler çabalıyordum. O yüzden oynanılan “yerden yüksek” oyununda ben hep yerde kalıyordum. Yada çabuk sobeleniyordum .
“Siiiii” diye adlandırdığımız bir oyun vardı , bir kurban olurdu nefesi bitene kadar Siiiii derdi ve birini ebelemeye çalışırdı , o ebelediği kişiyi varış yerine gidene kadar tekme tokat dalardık.Belki de bu yaşıma yansıyan agresiflik hırçınlık o yüzden.

Birde çocukluk sevdaları var öyle değimli..
Lanet olsun bana hiç yaşatmadılar onu ! Mahallemize sürekli birileri taşınıp dururdu ve mahallede ne zaman biri bir kıza açılamasa soluğu benim yanımda alırdı.
Tabi o zamanlar öyle kolay değil gidipte bir kıza gönlünü açmak. Hala varmı bilmiyorum ama en düzgün değiş;
-         Benimle çıkar mısın ?

Hala kullanan varmı ? bence yoktur. Zaten biraz daha batıya doğru kayarsak “Sevişmeye ne dersin” gibi şeyler üremeye başlar.
Mahallede ne zaman bir kız dışarıya çıksa erkek heyeti toplanır ve aralarında o kızla kimin arkadaşlık edeceğini düşünürdü. Herkes onu daha çok istediğini kanıtlamak zorundaydı. Yok yok fazla uzakta aramayın kimdi bunu yapan diye ? Dağda yaban keçileri dişisine kavuşabilmek için öyle boynuzlarıyla birbirlerini yer , o misal.

Kız bir köşede otururken aralarından sıyrılan erkeklerden biri ona açılmaya doğru hazırlanır. Tabi ben her zaman ki gibi her şeyi uzaktan izlerim , çünkü bilirim hiçbirinin götü yemez yine gelir bana der. Bende kıramam tabi ki. Lapps diye söylerim.
-         Bizim Kemal seninle gezmek istiyormuş
-         Bizim Ali senden hoşlanmış
-         Yarın okul çıkışında Emre seninle görüşmek istiyormuş.

Hepsinin arasını ben yapardım , iyi pezevenk olurmuşum herhalde.Alırdım kunduramı vurdururdum topuklarımı da hee iyimişş , he ne diyodum.
Mahalledeki çoğu çocukluk aşkının tohumunu ben verdim anlayacağınız.
Mahalleye yeni bir kız taşınmıştı yeni yapılan binaya. Babası esnaftı çarşıda dükkanları vardı tanımıştım. Yine olağan olaylar kızı seçme çabaları derken bende hiç olmayan bir şey oldu.
O kızda beni etkileyen bir şey vardı , ilk kez hissettiğim bir şeydi. Başkalarına gelince rahattım ama kendime gelince put gibi kalmıştım , hiçbir reaksiyon gösteremiyordum ona karşı.
Evleri üçüncü kattaydı , evlerinin karşısındaki merdivene kurulur onun balkona yada pencereye çıkmasını beklerdim. Hangimiz beklemedik ki ?
Ben çok bekledim. Öyle güzel ve saf duygular ki insanın aklına geldikce ah etmemesi mümkün değil. Hele ki onu gördüğümde donup kalırdım olduğum yerde.

O zamanlar modadır 15 şarkı yazar gider kasetçide doldurturdum. Hiç unutmuyorum Ferda Anıl Yarkın’dan Üzülme şarkısını kaç kez dinledim o kasetten.
Kaset bozulduğu zaman hangimiz kurşun kalemle onu tamir etmeye çalışmadık ki ?
Ah ulan ahh..

Birgün tek bir çiçek kopardım komşunun bahçeden , çok hatırlamıyorum ama güle benziyordu kırmızı bir şeydi. Onun kurstan eve gelmesini bekliyordum köşe başında elimde bir tek çiçekle. Herkes bana bakıyordu alttan alttan ve çiçeği onlara göstermemek için harcadığım çabayı görmeliydiniz.
Geldiğini görüyordum , o bana doğru yaklaşmadan neler söylemem gerektiğini tekrarladım kendimce , ama yanımdayken düşündüğüm hiçbirşeyi ona söyleyemedim. Tek yapabildiğim elimdeki buruşmuş çiçek ile onun için doldurttuğum kasedi ona vermek oldu. Gülümsediğini görünce rahatladım ve istifimi bozmadan ağır ağır köşe başı delikanlısı moduna geri döndüm.

2007 yılında onunla rastlaştık , çok olmuştu tabi bizim oradan taşınalı kısa süre geçmişi yad etmenin getirdiği tebessümle birbirimize bakmıştık. Sonra bana o kaseti hala sakladığını söyledi , oysaki o çiçek benim için her şeyden önemliydi. Hem onu koparmanın hemde elimde o çiçeği taşımanın bende bıraktığı ağırlık hala sol mememde vardı.
Anlaşılan o gül gibi solmuştu anılar..
Bize de kalan tek yâdigar , çocukluğuma dâir bu satırlar..

“ Elimde bir demet çiçekle geçtim bütün sokakları.
Bir delikanlı için bu ne demektir sen bilemezsin.”

30 Ağustos 2012 Perşembe

30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun.




Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
 
Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927


Atamızın en sevdiği şarkıda hediyem olsun..
Erkan Oğur'dan 'Bülbülüm altın kafeste'
 
 

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Oyy benim Kara Bahtım Kör Talihim..

Gidişin de çok ani oldu ya,
Gelişin gibi..
İşin doğrusu;
Varlığına alışmaktan daha zor oldu,
Yokluğuna alışmak.
Alıştım mı bilmiyorum,
Ama mecbur olduğumu biliyorum.
Boşver...
Coşkusuda çok güzeldi varlığının,
Yokluğunun acısı da, hiç fena değil hani...


Mavi Kelebek geri döndü..



Bir hayaleti beklemek gibi bir şeydi onu beklemek.
Hep yanımda olduğunu bilsem de , onu görebilmek için çıldırasıya paralıyordum kendimi.
Gidenin arkasından el sallamalara alışmıştım hâlbuki. Sadece dalağıma kadar işleyen o Mavi Düşü bir kez daha görebilmek için sık sık uyumaya başlamıştım , daha doğrusu çabalıyordum.

Bir şeyi kırk kere isteyince olur yalanına inandırmaya çalışıyordum kendimi uyku haplarının gardına sığınarak. Yarım yamalak uykuların ardından  ne yaptığımı soruyordum kendime.
Aynada gördüğüm ben ile içimdeki beni kıyaslıyorum karanlık , tütün kokan odamda.

Kıçımı kırmış yatağımın tavanını izlerken kii tavandaki desenlerden insan veya hayvan silüeti çıkarıyorsanız kafayı yeme işleminiz başarıyla tamamlanmıştır demektir.
Rüzgarın havalandırdığı perdenin arkasına saklanmış birini görür gibi oldum.Sonra Mavi bir parlaklık yaklaşır oldu hem küçük hem büyük bir şeydi .. Kelebek gibi.

Kocaman gözlerine inat küçücük elleri vardı , kanatlarını her çırpışında güzel güzel kokular saçıyordu etrafına. İncecik boynuna sarmaladığı desenler göz kamaştırıcıydı. Hayatımda ilk kez bir kelebek ile bakışıyordum. Yıllardır orgazm olamamış biri gibi kasıklarımdan göz bebeklerime doğru uzanan bir sancı hissettim.Elimi salladım bir sineği defetmek ister gibi , odamda iki tur atıp her yere o ışığını saçtı sanki bana bir şeyler der gibiydi.

Peki beni görmek istediğim omuydu ki ?
Hayır hayır , ben ‘Maviş’imi arıyordum. Bir kelebek niye bana onun hissiyatını verebilirdi ki ?
Avucumun içine aldım onu , Maviş mavi bir kelebeğe can vermişti bile..
Neden geldin diye sordum , cevap vermedi. Oysa ki nasıl hazırlamıştım sesini duyarım diye. Çırptığı her kanat sol mememin iki parmak altına umarsızca şamarı vuruyordu. Sağ gözümde yolculuğa çıkmak için hazırlanan damla daha fazla dayanamadı ve onun yanına damladı.
Durdu , duruldu.. belli ki söyleyecekleri vardı. Sağ elime alıp , nefes aldığım yere götürdüm onu. Gördüm onu , Mavişi tekrar gördüm.
Hayaleti görebilmek ?
Korktum , sen kimsin dedim cevap vermedi.
Bunun sadece bir rüya olduğunu hissettirmek için uçup gelmişti yanıma..

Tekrardan Masmavi bir ışık saçtı etrafına , o küçük kelebek hüzün kokmaya başladı.
Sağ elimdeki yerini korudu , mavi deryanın en dibine kadar elimi hiç bırakmadı. Artık uçmanın vakti gelmişti , bir daha gelmeyeceğini anladım kocaman gözlerine bakarak.
Sol kanadına küçücük bir öpücük kondurup elime üfledim daha hızlı uçabilsin diye.
Gitmesi gereken yol , önünde ki yol çok uzundu onun.
Mavi ışığı birçok karanlığa meydan okuyacaktı hep.
Her veda bir başlangıçtır aslında , yeni başlangıçlara doğru uçup gitti..

Rüyaların kötü yanı hep uyanırsın , ve ben uyandım.
Bu bir rüyaydı ve gerçek değildi.
Ama güzeldi..
Gerçek olamayacak kadar güzel..