20 Aralık 2014 Cumartesi

"Esrarlı Elma" ve Nuri ağbi


Çok içtin, artık yeter dedi Nuri abi. Manitasından yeni ayrılmıştı o ara. Gerçi iki haftada bir "aşık oldum olum" derdi ama olsun.. Nasıl oldu hangi ara oldu bilmiyorum ama rolleri değişmiştik onunla. Bazen böyle olur, bir şarkı tüm ortamın amına koyar, yıkar geçer. Hangi ara ne düşündüm de bunu hatırladım diye hayıflanır durursun. O zamanlar sabah akşam Müslüm Babadan “Gitmeseydi Onun Kulu Olurdu” şarkısını dinliyorduk.
         Şarkı yine aynı şarkıydı ama bende o gün etkisi çok büyük olmuştu. İkibinüçte yirmi lira büyük paraydı. O zamanın yirmi lirasıyla gidip ot alıp yanıma gelmişti Nuri abi. Kırk yıl heykeltıraşlıkla uğraşmış bir sanatçı gibi büyük titizlikte sardı otu. “Şaheserimi görüyor musun amına koyayım Tolga” dedi. Onca zaman geçmiş üstünden şimdi geçmişe dönüp bakıyorum da, cümlelerimizin içinde bir “amına koyayım” olmasa o cümle cümle sayılmıyordu sanırım. Niye bu kadar koymak istiyorduk hiç bilmiyorum ama ne yapar ne eder bir şekilde koyardık.
           
            “Taktığın şeye bak, sana kız mı yok olum” dedi peşine. O ara mahallemize yeni kız taşınmıştı. Çok güzeldi lan! Namussuzum şerefsizim ki çok güzeldi. Bir insan o yaşta neden o kadar güzel olur ki. Öyle güzeldi ki, rüzgarını alan kişi soluğu apartmanının karşısında ki diğer apartmanın dışarıdaki merdiveninde alıyordu. Tabi mahallede büyümenin zor yanları da var. Bir kızdan hoşlandığını söylerse aramızdan biri, o kıza başkası kesinlikle yan gözle bakmazdı, bir raconumuz vardı. Sokayım raconumuza, sırf o yüzden nice ilk aşklar alevlenmeden söndü kim bilir.
Gülten’i ilk Doggy Çetin gördü ve bir ayı gibi mahalleye kükredi o kızdan hoşlandığını. O an tüm herkesin yüzüne aynı hüzün çöktü.  İnsanın suratına inen saliselik bu ifadeyi ömrüm boyunda unutmam. Hüznümüz arada yerini gerginliğe bırakırdı, hele ki böyle bir durumda Çetin ve Gülten’i yan yana geleceğini düşünmek bizi delirtiyordu. Çetin lan bu, ne işi olurdu karı kızla. Tam bir ‘leş’ti, ama kusursuz bir leş. Hem kokardı, hem dalardı, hem çalardı. Psikopat desen değil, hırsız desen hiç değil; enteresan bir varlıktı çetin. İlk milli olduğu anı anlatır dururdu bize sabah akşam, Doggy lakabının sebebi de hayvan sevgisinden filan değil, “karıya köpek pozisyonunda kaydım gençler, doggymiş adı, ulan ne tokatladım kalçaları bee” dedi. Çoğu zaman nefret ederdik Çetin’den, ama namussuzun öyle güzel sesi vardı ki, bir türkü çığırırdı ciğerimizi dağlardı. Çetin ikibinyedide öyle bir öldü ki, ölüm şekline hem kahkahalarla güldük hem de üzüntüden mafolduk. Çünkü Çetin’i memleketi Sivas’ta köpek parçaladı. Neyse, çok ileriye gittim tekrar Nuri abinin yanına döneyim.




“Ne yazık bunları bilmeden gitti” kısmını defalarca söyleyip, cehennemin közüne dönmüş sigaralığından bir nefes daha çekti Nuri abi. Ciğerinde dipfirizlediği son duman da ağzından çıkınca iki bacağının arasına aldığı efesten bir yudum aldı. Gırtlağına indirdiği son yudumdan sonra cigarayı bana uzattı, ses etmeden ve tek gözümü kırparak istemediğimi belli ettim. “Esrarın diyetimi olur amına koyayım, siz yeni nesilde yeni icatlar çıkarıyorsunuz” dedi. Lafının bittiğine inandığı an, o üç saniyelik sessizliği duyduktan sonra cebinde zulaladığı bir tane kırmızı elmayı çıkartıp harttt diye dişledi. Nuri abinin en büyük özelliklerinden biri de elmaya olan düşkünlüğüydü. Herkesten başkaydı Nuri abinin ikilemleri, millet sigara-çay, kahve-sigara, simit-ayran yapar, bizimki esrar-elma yapardı. Bir türlü vazgeçemedi esrar ve elma sevgisinden.  Haftanın beş günü Ağır Roman’ı izler, soluğu benim yanımda alırdı. Çünkü bir tek sebepsizce ben dinlerdim, kafa siktiği doğruydu ama anlıyordum halden. En azından birinin yarasına derman olmak hoşuma gidiyordu. Hem arada kuru yaş takılıyorduk. Kafam güzel olunca tüm dertler aynı geliyordu, hatta bazı zamanlar onun derdinin karşısına bir ayna koyup kendimi görüyordum onun gözünde. Yani onun ağzı oynuyordu ama sanki ben konuşuyordum.

Keyifli anları da olurdu Nuri abinin. Gerçi anne babasını doksandokuz depreminde kaybettikten sonra pek o yanını göstermedi ama arada olurdu. Hele ki para vermeden bir kızla birlikte olduğu zaman değmeyin keyfine. Böyle zamanlarda elmayı soyarak yerdi. Büyük titizlikle elmanın kabuğunu gövdesinden ayırır, bu sırada yaşadığı ilişkiden birkaç detay verirdi, “bak aynen böyle soydum, işin zevki böyle çıkıyor olum.”
Kuzenine aşıktı Nuri abi. Anne ve Babası öldükten sonra yalnız yaşamaya başlamıştı. Sinop’ta oturan kuzeni İstanbul’da üniversiteyi kazanmış ve yanına gelmişti. Hem ev işlerine yardım ediyor hem de yoldaş oluyordu. Bizimkisi kaptırmıştı annesinin dayısının kızına gönlünü. “Ne yazık ki bunları bilmeden gitti” sözünü tekrarladı yine. “Zor be olum dedi, her gün yüzüne bakıp farklı davranmak çok zor.” Susardım yine ben, zaten konuşmam için fırsatta vermezdi, Allah ne verdiyse konuşur daha sonra ruhu ve bedeni uyuşana kadar içerdi.
Yine bir gün denk geldik mahallede, lacivert brotveyin camları buğuluydu, belli ki arabanın içinde içmeye başlamıştı. Arkadaşlarla internette toplanıp kantır sıtrayk turnavası yapacaktık. “Konuşak mı la” dedi, kafası güzeldi. Taşağının arasına koyduğu birayı gösterip, “çocuğum olmayacak bu meret yüzünden amına koyayım” deyip gülümsedi. Burnunu çekti sert şekilde. Ya göz yaşını ya da burnunu sildi koluna, göremedim o ara. Arabanın koltuğuna götümü koyduğuma inandığı an söze başladı. “Açıldım lan. Ne var ne yok döktüm. Allah var, anlayışlı kızmış” dedi.
Şaşırdım, “ee ne dedi abi” dedim.
“Olmazmış be olum, beni ağbisi gibi görüyormuş. Çok iyimişim ama olmazmış. Canı sağolsun, en azından terslemedi. Ama gidiyormuş, bu şekilde yanımda kalamazmış. Kızı da yerinden yurdundan ettim kafamı sikeyim!”
“Takma be abi, sen demiyor muydun zaten yurda taşınacak diye.”
“Senin Gülten ne oldu?”
“Bizim Doggyle mutlular sanırım ağbi, göremiyorum ikisini de.”
“Bizim yüzümüz hiç gülmeyecek mi lan. Elma yer misin?”

            Buydu işte. Hayat hikâyemizin en ironik tarafı o son cümledeydi, “elma yer misin?”
Uzunca bir süre ortalıktan kayboldu Nuri ağbi. Kuru yük gemisinde çalışmaya başladığı söylendi. En son onun ölüm haberi geldi, aradan uzun zaman geçtiği için bir tuhaf oldum. Ağlamakla ağlamamak arasında sıkıştım kaldım. Bu sıkışıklığı ölüm nedenini öğrendikten sonra hallettim. Sinop’a giderken arabanın kontrolünü kaybedip bir elma ağacına çarpmıştı Nuri ağbi. Bu koskoca saçmalıkları anlatmamın sebebi biraz da bu. Bazı lakaplar yapışır kalır deriz ya, aynen öyle. Önce Doggy çetin köpek tarafından parçalanarak öldü, daha sonra Esrarlı Elma Nuri bir elma ağacına çarparak. Nuri ağbinin mezara elma ağacı dikmek istedim ama dikemedim. Çünkü elmadan açsam sözü, esrardan çıkacaktı biliyordum. Matruşka gibi, bazı kelimeler birbirine benzer ama farklı kelimeler doğurur.
Ve dirilip yanıma gelse, elinde ki esrardan bir duman çektikten sonra cebinde ki elmayı alırken bana yine aynı şeyi diyecekti, emindim;
“Ne yazık bunları bilmeden gitti…”

22 yorum:

  1. Özellikle de Müslüm Gürses'i dinleyerek okuyunca elmaya sarılıp ağlayasım geldi.. Tebrik ederim gerçekten çok güzel bir yazı olmuş..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Yazarken bende Müslüm Babanın refakatinde yazdım.

      Sil
  2. Müslüm Gürses gelince aklıma, Adını sen koy şarkısı gelir..
    bi tuhaf olurum..
    ah ah..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hatta dinliyorum şuan, birşeyler eksik sanki :)

      Sil
    2. Sıla mı gurbet mi adını sen koyy, adını seen koy :)

      Sil
  3. hayatın bizi hangi durağa bırakacağı belli olmuyor,
    yazıdaki kişilerin sonu ile lakapları arasındaki benzerlik, o yaşanmışlıklar ve geride bırakacaklarımız..
    düşününce tuhaf oluyor insan, oysa ölüm de hayata dahil unutuyoruz işte..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Unutsak bir dert unutmasak bir dert
      biz yine turgut uyar'ın durağına; "göğe bakma durağı"na doğru yol alalım..

      Sil
  4. Hayatta öyle aynı matruşka gibi ama tek farkı renkli oyuncak yerine devamlı acılar çıkarıyor içinden..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. http://www.youtube.com/watch?v=pCK1k2XpiA0

      Sil
    2. Geçmişe götürdün beni sevgili yazarım.

      Sil
  5. Çok etkileyici hele ölümleri ve lakapları beni benden aldı helal olsun mükemmel bir yazı okudum teşekkür ederim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, tekrardan hoşgeldin.

      Sil
  6. Lakaplar tesadüfen konulmuyor o zaman. Ya da o lakap konulduktan sonra mı uygun bir yaşam ve ölüm oluyor ki acaba? Kısır döngü gibi. Öyle olduğu içinmi böyle oluyor böyle olduğu içinmi öyle oluyor:) İşte bütün mesele bu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir de bunu düşünmeyelim bence. Sanırım yeterince sıyırtık zaten :p

      Sil
  7. Lakaplar..ve ölüm..çok ilginç bir yazı yazmaya devam diyorum..ama sıyırtmadan...sevgi ve dostlukla...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim
      bu "sen sıyırmışsın" anlamına mı geliyor inceden :p

      Sil
  8. Of ya nolcak bu aşkın önündeki engeller:( ben en çok o noktaya takıkım şu anda :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. engeller olmasa bunun adı aşk olurmuydu ki :)

      Sil
  9. az biraz içek mi la?

    http://www.youtube.com/watch?v=trjSDKPqW0g

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. vay amına koyayııım..
      http://www.youtube.com/watch?v=jhSEk4cIzR4

      Sil
  10. Güzel yazı olmuş. Cidden güzel, aldı götürdü. Eline sağlık.

    YanıtlaSil