25 Aralık 2014 Perşembe

On Yedi



On yedi yaş gibi güzel bir zaman dilimi var şu dünyada bilirsiniz dimi? On yediye henüz ulaşamayanlar, o kadar şanslısınız ki.. Aynı şeyi şuan on yedi de olanlar için söyleyemeyeceğim. Üzüntüden perişan olabilirsiniz, size hak verebiliyorum. Çünkü siz de bu yaşın bu senenin nasıl geçtiğini anlayamadınız değil mi?
On yedi yaşım benim içinde çok önemliydi. Zaten benim hayatım sıfırdan on yediye kadar, onsekizden sonrası tamamen cehennem. Bu arada on sekizden öncesini arada paylaşıyorum, cehennem dediğim noktayı siz düşünün. Neyse, sikerim acitasyonunu diyorsunuz arada duyuyorum ama demeyin, hayat olum bu senaryo gibi düşün; yazılmışız en hakikatli şekliyle.

Onca yıl biriktirdiklerimi bir senede kullanmayı yeğlemiştim o zamanlar, yani on yedinci yaşımın planını da yapmıştım. Hemen hemen tutmuştu da ha, yavaş yavaş tribünleri bırakmaya başlamış kadınların tribünlerine doğru tezahürat yapmaya başlamıştım. E birde ergenliğin verdiği abazalık var, düşünün siz gerisini. Gerçi ben bir yönden şanslıydım, o senem genelde Laleli civarında geçti, haftada iki defa kesin uğruyordum. Arada arabayla boş dolanıyor, sokakta dolanan hayat kadınlarına laf atıp geyiğin dibine vuruyoduk. Tabi arada transların saldırısına uğruyorduk ama onlarda işin tuzu biberiydi. Bir trans size falçata çekmediyse kendinizi İstanbul’lu bellemeyin lütfen.
Bundan sonrası biraz ağırdır arkadaşlar, küfür filan vardır; rahatsız olanlar olur diye uyarayım dedim.
                              
İstıklal’de bir transla tanışmıştım o sene. Tanışmam da yine bir laf atmayla başladı ama bu sefer o bana laf attı. “Naber topitop, yalayayım mı seni” dedi. Ters ters bakınca, “ne bakıyon lan domdom, beğenemedin mi” dedi. Tabi o zamanlar iki büyük baş hayvan gibiyim. Bi doksanbeş kilo filan varım, e boyum da 1,80, siz düşünün. Şehrin ortasında bir boz ayı gibi dolanıyorum. O zamanların modası saçlarımı ortadan ikiye ayırıyorum tabi o zamanlar saçlarım var. Yürüdüm yanına, inceden bir gülümseme attım. Yüzümdeki şevkati görünce o da yumuşadı. Artık potansiyel bir müşteriydim. Kaçırmak istemezdi elbette. Aramızdaki mesafe iki adımlık kadar kısalınca sesini biraz daha kadınsı yaparak; “arkadan 25, oralla beraber sana elliye olur yakışıklı” dedi. Lafı bittiğinde daha önceden yarıda söndürdüğü sigarasını yaktı.

“Araban var mı?” dedi.
“Yok” dedim.
“Nerede iş görürsün” dedi.
“Sadece kızlarla ilgileniyorum, olmaz” dedim. Demez olaydım. Asıldı yüzü. Yanına Ceren adında biri geldi. “Bu olur mu” dedi. “Bak bu olur, ama yirmi liram var sadece” dedim. Küfür etti, ne dedi anlamadım. Çekti gitti yanımdan, giderken Ceren’in saçını çekti. Elimde ki efes şişesini fondipleyip yerde parçaladım. Arkadamdan biri kafama okkalı bir şekilde vurdu. “Havanı sikerim piç, topla o kırıkları yoksa götüne sokarım” dedi. Kim olduğunu yine anlayamadım, o da büyük ihtimalle transtı. Yerde un ufak olmuş bira parçalarını toplamaya çalıştım. Yerde ki halimi görünce makaramı yaptılar, gülmeye başladılar. Ceren geldi yanıma, konuşunca onun da trans olduğunu anladım. 

Yanına bir kadın daha geldi, o kadın geldiğinde korktum. Çünkü kadın çok korkunçtu. O yaşıma kadar hiç yaşlı ve çirkin trans görmemiştim. Bilal geldi. “Bi şey çalmadın dimi lan” dedim. Sonrasını hatırlamıyorum, kafama sert bir şeyle vurdular. Uyandığımda yüzüm yapış yapıştı. Fruko gazozla uyandırmaya çalışmışlar beni, yüzüme dökmüşler. O yaşlı trans ayıldığımı duyunca vakit kaybetmeden yanıma geldi “bak arkam hâlâ iş görür, sana on milyona olur” dedi. Korkum biraz daha arttı. Lafa gelince İstanbul’u siker atardım ama, öyle bir yere düşmüştüm ki hakikaten korkudan zangır zangır titriyordum. Kafama kim nasıl vurdu o'nu bile sormaya korkar olmuştum. Bilal sığırı da çoktan avare avare dolaşmaya başlamış, damsız girilen barlara girip, çerezlerden çalmaya başlamıştı.

 Yine de kendimi bozmayıp yekten müsaade istedim. O bana küsen transın yanına gittim. Başka bir erkek bulmuş onunla konuşuyordu. Yanında ki lavuk gülerek gidince, peşinden o da gülmeye başladı. Keyiflendi diye yanına gittim. Meğer ağlıyormuş. Enteresan sesler çıkarmaya başladı. “Böyle hayatın amına koyayım” dedi. “Bende olmayan o koca deliğe bacağımı sokayım” dedi. Kendisinde olmayan o organla ilgili türlü türlü küfür etti yanımda. “Ben önce küfür ederim tosunum, sonradan cümleyi o küfre göre yerleştiririm” dedi. Hiç unutmam – hiç unutmayacağım bu anı. “Otuz liralık sakso çekmezsem otuz liralık ekmek yiyemem” dedi. Bu benzetme beni de benzetti. Hem benzetti, hem tüm dünyayı gözümün önünde rezil etti. Berbat bi diyar burası. Çok berbat.

En son, son iette ye yetişmek için depara kalkarken birden arkamı dönüp adını sordum. “Emel” dedi. Ama sen Emrullah diyebilirsin.

34 yorum:

  1. Hepimiz için önemli olan on yedi yaşın, şerefine !!!

    İnsan olarak dünyaya geliyorsun ama insan gibi yaşayamıyorsun. Bir kadeh de Emel için kaldıralım. Umarım, hayatı daha kolaydır şimdilerde.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bu konuya nereden girsek sonu hep bir çıkmaz sokak, o yüzden göğe bakmakta yarar var, yoksa sıyırır gideriz sanki aklımız çok yerindeymiş gibi..

      Sil
  2. ya sen bu durumlara çok mu takıyorsun arkadaşım?
    bırak ya,kim ne yapıyorsa yapsın!
    bu arada ince bi gönderme var mıydı,küfür falanla ilgili?
    tolga,sen çok güzel yazıyorsun,lamı cimi yok!

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. takılmasaydım bu yazıları yazamazdım değil mi :) gayet basit bir denklem aslında
      gönderme değil, rahatsız olanlar için uyarıyorum; sonra yok efendim ne çok sövmüşsün demeyin. Arada şiir de yazıyorum yoksa direk girişe artı onsekiz uyarısını koymayı yeğliyordum. Mâlum insanlarımız hassas :)
      Senin bu güzel içtenliğin olmasa ne yapıcam hiç bilmiyorum, teşekkür ederim; bütün yazılarımda nacizane kendi duygularını bıraktığın için. Bir bloggerden ziyade bir arkadaş oldun, eksik olma. Başım üstünde yerin var, unutma :)

      Sil
  3. Okuyamıyordum nicedir, iyi oldu. İyi oldu derken, anladıklarım değil tabii ki.
    Her neyse, tek bildiğim bedellerle satın alınan bedenlerin lanetliği. Birilerinin ekmek parası, onun bunun iki dakikalık zevkine eş değer.
    Bu düzenin gidişatına birde Emel için koyalım kardeşim.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bütün Emel'ler , Ceren'ler için..
      eyvallah, hoşgeldin tekrardan.

      Sil
  4. :(( dünya? adalet? hayat? güzel? bilemedim ne çok soru uçuştu kafamda...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çelişkilerinin üzerine bir çizgi çek, unut gitsin.
      düşünmeye değmez hiçbir şeye..
      hele böylesi bir dünyaya.

      Sil
  5. Maalesef rezil dünya berbat, başka söze ne hacet.

    Memleket isterim
    Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
    Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

    Memleket isterim
    Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
    Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

    Memleket isterim
    Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun;
    Kış günü herkesin evi barkı olsun.

    Memleket isterim
    Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
    Olursa bir şikayet ölümden olsun.
    Cahit Sıtkı Tarancı

    YanıtlayınSil
  6. Baştan sona sürüklenerek okudum. Konu acı, ama anlatım hoş... Yalnız en çok da boz ayıya bayıldım, kızmazsan. :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. ehehhe teşekkür ederim, beğenmene sevindim.
      yok canım niye kızayım; hakikaten öyleydim yani :))

      Sil
  7. toplumun transeksüel cerrahlara ihtiyacı var bence, çok yetenekli ve güçlü olduklarını düşünüyorum.birini tanırım; adı 'ceren' di.Bu tesadüf sonucu ceren isminin anlamına baktım bi sitede şöyle bi şey buldum: http://ismininanlamine.com/ceren-isminin-anlami-ne-270/#Ceren_sminin_Anlam

    çok ilginç geldi bana, genelde bu ismi tercih ediyorlar.

    bi de şimdiki adı ceren olan arkadaşım bi yakışıklıydı ki şerefsiz :) hep böyleler, yazık bize yahu :/

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. tek temennim topluma kazandırılmaları.
      ve en önemlisi her transı fahişe olarak algılamamaları.

      Sil
  8. Tolgaaaaaa, rüyamda senin çıkaracağın kitabı gördüm. :) Gözümü açar açmaz koştum, buraya. :)

    Kitabın böyle kanatlı bir şeydi. Uçuyordu. :D Ben sokakta oturmuş çekirdek çitliyorum, sonra kitabın böyle gökyüzünden süzülerek geldi, yanımdan geçti gitti. Kitabın ismi kapakta yazmasa bile, senin kitabın olduğunu hissettim. :) O an yüzümdeki ifade 'Bu neydi lan?' şeklindeydi. Biraz korktum. :D

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. hahhah, içine mi doğmuş :)
      yayınevi onay verdi kitaba, sadece biraz sıra varmış. bakalım çözeceğiz onu da bu aralar :)
      elimde bir kapak tasarımı var, beğenilirse güzel bir şey çizdirttim bir arkadaşıma

      Sil
  9. Boz ayı mı hahaha hiç değişmemişsin :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. değiştik değiştik
      onca zaman her şeyi değiştirir :)

      Sil
  10. 17 en güzeli deyince daha ne kadar berbat olabilir ki diyor bir yanım, ama olabilir, olacak demek.. Hayat senaryosunun girişi filan yok işte, direk dalıyorsun acıların içine. Biz dündü yarındı diyene kadar zamanı çekip alıyorlar ayaklarımızın altından. Sonra ortada Ceren'ler kalıyor, niceler niceler.. O zaman bir kadeh de 17 için geldiği kadar güzel gitsin diye..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. dimi.. kendi içinde ki bu karmaşa daha berbat aslında. daha doğrusu bu düzen, bu kurgu, bu kurallar..
      haydi bakalım, fondip.

      Sil
  11. 17 güzel ama 37 daha güzel :p

    YanıtlayınSil
  12. "Önce küfür ederim tosunum Cümleyi sonradan küfrün içine yerleştiririm" Esaslı bir cümle bu... Hayat bazıları için sadece bir küfürden ibaret ....Ne acı...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. iyiydi hakikaten..
      insanın öğretmeninin "hayat" olması çok kötü.
      hem de çok..

      Sil
  13. bu uyarılar iyi oluyor. sonra millet neden böylesin demeye başlıyor, nerden buluyorlarsa o hakkı.
    yine çok iyiydi. demiş miydim bunu daha önce? :)
    ben küçük memleket insanıyım. falçatadan pek anlamam ama okurken en az senin kadar İstanbullu oluyorum. bu iyi bir şey mi?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. eyvallah dost, İstanbul dediğim bir biçim; bir kavram, her yere uyuyor namussuz.
      rahatsız oluyor diye onlara kızamam, hatta rahatsız olduklarını düşündüğüm için üzülüyorum biraz da; keşke herkese anlatmak istediklerimi aktarabilsem; keşke o çeşit bir yeteneğim olsa.. ama bende böyle yazıyorum işte, ne edem :)

      Sil
  14. Düşünmeyi çoktan bıraktı bazılarımız. Dolduk, taşıyoruz çünkü. Dokunup geçiyoruz artık. Belirlenmiş miktar kadar üzülüp sıradaki diyecek kadar katılaştı gibi insan yanımız. Ama hala, her bir hikayede biraz daha kirlendiğimi hissediyorum. Belki de hala bir parça insanım.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. işin garip tarafı da bu zaten
      "daha ne" diye başlarken cümleye, hayat gösteriyor; daha bunları görmedin, daha bunları duymadın.. daha..daha..daha..

      Sil
  15. Off aklımda Eylül Cansın var.
    Bu da ek bilgi. Yazım dilinizi beğendim. Geriye doğru gidiyorum şimdi.

    https://eksisozluk.com/entry/48161641

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Daha iki gün önce Mehtap Zengin'in videosuyla sarsıldık.
      Ne acı, ne kötü
      İnsan insan olduğu için bile utanıyor bazen..
      Hoşgeldin..

      Sil