Geçenlerde dedim ki ulan Tolga, götünden soluyorsun çalışmaktan, çalışıyorsun da ne oluyor, hala kulak arkandan bahsediyorsun öpülmedik... neyse, konumuz bu değil. aslında çok konu var da üşeniyorum yazmaya. aha asıl sorun da bu, niye yazmıyorum... beni siz zehirlediniz.. bilmemkaç senedir yazıyordum buraya ne güzel.. tutturdunuz kitap yaz diye, bir yazdım üç yazdım beş yazdım, ne oldu.. saldınız bu hoyrat zevki, vakit bulunca anca romana bir şeyler yazıyorum. oysa demiştim ya beni ben yapanlar sayıklamalardı.. ha son kitabımda sayıklamaları da yazdım ama.. belki okursunuz bir gün.
belki çook eskiler hatırlar, kitap ilk yazmaya başladığımda en büyük hayalimin benim kitabımı okuyan biriyle metroda ya da herhangi bir yerde denk gelmek, onun mimiklerini saatlerce izlemek istememdi.
birkaç kere toplu taşımalarda denk geldim ama şehrin hayvanlığından mıdır nedir ya da yazımın durumsallığından mıdır çok tepki alamamıştım.
sadece iki sene önceydi sanırım istiklalde türk-alman cafede "Aynalar" ı okuyan ve altını çizen bir hanımkızı görmüştüm, o bana özlemini duyduğum hazzı azcık da olsa yaşatmıştı. kendisine teşekkür ediyorum tekrardan :)
veee cumartesi günü asıl olan.
bilmiyorum beni tanıdı da mı söyledi ama Karaköy-Kadıköy vapuru dış alanındayken, (saat sanırım akşam üzeri beş gibi bir şeydi) benim "Parçalanmış Gülüşler" kitabını çantasından çıkartıp (küt saçlı kız) arkadaşına uzatıp (sanırım arkadaştılar ama yaşça büyüktü) "bu kitabın yazarını tanıyorum, yıllardır da okuyorum, az dalağımı sikmedi" diye neden sesleniyorsun be evladımmmmm
utandım, o benim de diyemedim lan.
kaç yaşındasın ki yıllardır beni okuyup dalağının kıvamını belirtecek kadar yazılarıma hakim olmuşsun.
yazıyorum bin yıldır, hepi topu el kadar okuyanım var. kimsin seeen 😂😂
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder