Ne çabuk geçiyor yahu şu “zaman” zımbırtısı..
Daha dün aklımda “afili yalnızlık” başlığı altında doğum
günü konumu yazdığım yazı.
Yıllar acımasız , yıllar sert .. yakaladımı fena sikiyor , aman
götünüzü kollayın bu meretten.
Ne tuhaftır insanın dönüp geriye baktığında sürekli bir
karanlık görmesi. Oysa ki hep tekrarlamıştım içimden “güneşli güzel günlere..”
her gördüğüm parçalanmış gülüşe verdiğim en güzel umut pıhtısıydı o..
İnsanlar mutlu olsun istiyorum , kimi zaman bir çift gözde
ki tebessüm sebebi olmak beni mutlu olmaktan daha çok mutlu ediyor.. (?) ne
büyük ironi öyle değil mi.
Bir yazımda demiştim ; Sanırım yılların insanı nasıl
düzdüğünün en naif açıklamasıdır "olgunluk" “ diye , hakikaten de
öyle.
Bazen ikili konuşmalarım da karşımda ki insan diyor “yaşına
göre çok olgunsun diye” . Yirmibeş yaşındayım mına koyim neyin olgunluğu ki bu
, her insan böyle davranmaz mı bana olgun demeyin desem de bir türlü
hatırlatıyorlar “hayat” ın göte soktuğu şemsiyeyi.
Ne olurdu ki bu doğum günümü de Feyza’m la birlikte
kutlasam.
Ne olurdu ki şu adaletini siktiğimin dünyası onu benden
almasaydı.
Bana “her doğum günü kutlamalarımız böyle olsuunn” derdi.
Bende sevinirdim , “ne iyiki seninle aynı günde doğmuşum “
Yıllar acımasız be Feyzam , o sararmış fotoğrafımıza baktığımda
bunu çok daha iyi hatırlıyorum. Öyle bir bırakıp gittin ki beni doğum günümü
kutlayamıyorum..
Aslında bilirim , o maviş gözlerinle bana yıldızlar
ülkesinden een güzel dileklerini gönderiyorsun , hadi ama asma suratını
diyorsun ama elde değil be Feyzam..
Neden mi hiçbir şiirim de mutluluk yok. Çünkü hissiyat yok.
Amcam bana “hissettiğini yazarsın .. Yazarlık sadece
düşünceye sığmaz.” derdi..
Geçen sene ki başlığa “Afilli yalnızlık” demiştim ya hani ,
aynen öyle devam ediyor.
Bir şekilde gidiyor işte.
Erken Kaybedenler hep kaybediyor la.
Hep..
Neyse , ben bir çay daha koyuyorum kendime.
Hadi afiyet ola..

