13 Ocak 2017 Cuma

Lıkır Lıkır


Tepemizde bir rüzgar.. Esti, belki sert.. yine esecek.. belki bir esinti belki tufanla çıkıp gelecek, geldiği gibi sikecek, evet.. Çünkü umut denilen olgunun birleşmesini beklemek gibi nitelikli yetenekleri var şu hayatın..

Yazıyı bitirdi(ğini düşündü) kalemin ucu kıbleye gelecek şekilde ayarladı, üzerini ıslak mendille silmeyi ihmal etmemişti. Islak mendil bulamadı mı kolonyayla peçeteyi ıslatır öyle silerdi. Sırtını sandalyeye yasladı, yasladı.. yaslandı. Gözünü ovuşturup saate göz ucuyla baktı. 03:---- göz ucuyla bakmak olayını yanlış algıladığından ovuşturmadığı gözle baktı.
Diriltmesi gereken bir sürü karakter vardı kalemin ucunda bekleyen.

Gözünü açtı, sabah saatin bilmem kaçı. Eli ayağı soğuktan uyuşmuş. Yerde- Yerdeyim? - nasıl - düşündü, hem de çok hızlı. Bir zaman diliminin yaklaşamayacağı cinsten hızlıydı. Kalem kıbleye doğru, kıble kaleme doğru. -ohh- doğruldu. Etraf balerin gibi dolandı bir süre. -Yine geldi aklıma - yazmıştı onu da, bir balerine aşık adamın otuzüç yıl aşık olduğu balerini bulma serüveniydi. Yazdığı hikayeleri bilinçaltından yok edemiyordu. Kağıtta yazdığı yazıya baktı, bir nesnellik ya da benzerlik göremedi. Hangi olay böylesi bir cümleyi yazmaya tetiklemişti. Buğulu cama yazılan yazılar gibi kolay siliniyordu düşünceleri. Sinirlendi(siniri bozuldu) kendisine 'niye-niçin' soru kiplerini sormayı bırakalı çok uzun zaman olmuştu.
Yarım ekmeğin arasına siyah helva ve domates koydu. Dişledi. Bir kez daha. Biraz daha. Koca bir fırt süt yudumladı. Etrafında kendisi dışında her şey bir amaca hizmet ediyormuş da kendisini dışlıyorlarmış hissine kapıldı. Yeryüzüne yabancıydı. Bu atmosfere, bu insanlara, bu durgu karmaşasına. Yazmasındaki ilk hakikat bu karmaşıklığın türeviydi. Aklımdaki bir hizaya sokabilirsem belki parçalarımı yerlerden gırgırla süpürmem diye düşündü. Tozluydu çünkü ve hayata olan alerjisi iç gıdıklayan bir kaşıntıyla sarıyordu her yanını.

Niye dedi yine, niçin! Bu sefer kullanmış olduğu kipin bir ünlem olduğunun farkındaydı. Dışarıya doğru yalpak bir adım attı. Sağına soluna-tekrar sağına arkasına - yok - altında bir toprak yokmuş gibiydi, havalarda bu diyarda değil.

Mehmet efendii, Mehmet efendi.
İşaret parmağını kendisine doğru gösterip ben mi dedi kendisine doğru topallayarak gelen adama.
Hay Allah senden razı ola dedi elini tutup öpmek istedi bizimki eğildikçe adam eğildi o eğildi bizimki diretti, ortak derecenin kırkbeşinci açı olduğunu düşünüp öylece kaldılar. İkisinin de dizleri ağırdı, bazı çıtırdatma sesleri geldi.
Bizim çocuğun ödeve yardım etmişsiz, pekiyi almış sağ olun. Yazar tanıdığı var diye hava atmış örtmenine, Allah razı ola
Ben mi yardım etmişim? Hangi derse
Siz tabii Mehmet efendi - bey - affola - matematik dersinden
Matematik?
Hee.
Estağfurullah dedi. Kelimenin ilerlemesine doğru bulundukları açıyı düzeltmeye başladılar, en son estağfurul* kısmında adam akıllı düzelmişlerdi ama son üç harfin rahatlaması yabana atılacak cinsten değildi.
Attığı adımın sekizincisinde duraksadı. Gülümsedi. Gülümsemenin kalpten başlayıp yüze ulaşma saniyesini saymıştı içinden. Yedi dedi sesli bir şekilde, karşısındaki çocuk ben deee dedi muzip bir şekilde ben de yedi yaşımdayım.

Önünde adamakıllı bir yokuş vardı. Nefesini dışarıya sertçe verdi, bir sefer daha, biraz daha. Olayları ve hikayeyi matematiğe yormaya başlamıştı artık, sayar olmuştu, hesaplar olmuştu. Yirmi altı, yirmi yedi, yirmi sekiz, yirmi dokuz, otuz, otuz bir.. yok.. otuz bir.. olmadı. otuz bir yine yok.. - hay aksi -
Birinci adımı attı. Bir el ensesinden tuttu, ikinciyi attı bir ses duydu, üçüncüyü attı dürtüklendi, beşinciyi attı, uyanmıştı - hoop -
Ulan ne uyudun be
Sen kimsin?
Abdestimi tazele, dört saatir başım kıbleye bakıyor hiç rahat değilim.
Neden?
Ney neden?
Neden rahat değilsin?
Ha, kağıtta yazdığına bak.
Eeee?
On sekizinci kelime.
Bir, iki, üç, dokuz, on, ondört, on beş, on yedi, on sekiz... -ovv- haklısın. Nasıl alacaksın?
Boya gerek yok, gusül al, sağ çekmecede kalemtraş var.

Takk tak takkk... kapı bu - aman yerdeyim - mehmet efendii mehmet efendii
kaleme baktı, yerinde yok. abdesti - yok - sol kasığında bir ıslaklık.
Tıkırt- kapı açılır - Mehmet efendi, - bu o - matematik mi sorusu
İki ekmek bir süt.
Allah sizden razı olsun bizim oğlanın Türkçe kompozisyon ödevini yapmışsınız. Bizimki sınıfta havasını atmış, bizim apartumanda bir örtmen var - Matematik örtmeni - aynı yazar gibi herkeşin türkçe ödevlerini yapıyor.

Duraksadı. Çömeldi. Şişe sütü açtı, lıkır lıkır içti.
Saymıştı. On birinci yudumda bitti.

10 yorum:

  1. :D

    "ortak derecenin kırkbeşinci açı olduğunu düşünüp öylece kaldılar."

    yine hüzün yaptıysan bile anlamadım ve güldüm!!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aklıma yeditepe istanbul'daki sahne geldi:)

      https://www.youtube.com/watch?v=qP8Ho1mTL80

      Sil
  2. Benzetmeler çok güzel. Farklı bir kalıp kullanıyorsun. Eline sağlık, sıkılmadan okunuyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim,
      her zaman beklerim.

      Sil
  3. Siyah helva ve domatesi bir arada düşünemedim:) Kalemine sağlık... Sevgiler...

    YanıtlaSil
  4. Çok güzel bir öykü, değişik, farklı bir kurgu. Usta iş başında :D

    YanıtlaSil
  5. bi de tıkır tıkır var ama konuyla tamamen alakasız tabii.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. işler tıkır tıkır sanırım:)

      Sil