“Manyak mısın olum, niye öyle şeyler yapıyorsun..”
“La olum senden bir sikim olmaz..”
“Bu kafayla devam edersen yarrak gibi kalırsın bir başına
böyle..”
Hayatım üstteki cümle ve türevlerini duymakla geçti.
Ergenlikte ‘kimse beni anlamıyo ama yiaa’ atarını bile yapamadım, çünkü
haklıydılar. Hep haklı oldular. Demiştim ya, ömrüm ömrüme girenlerin hayatıma
giriş ve çıkış hızını hesaplamakla geçti. Bir rüzgar gibi, meltem gibi. Tatlı
bir esinti değil bu. Yüzümü kemiren, etimi dişleyen bir rüzgar..
Hava eksi bilmem kaç derece, arkadan biri daha
sesleniyor, “manyak mısın olum, girsene içeriye donacaksın.” Nefesim bazı
maddelerle birleşip buharlı çıkıyor, bayılıyorum bu âna. Ellerim ceplerimde,
bir cep bulsam insanlığımı gizleyecek, ben de oraya saklanacağım ama
bulamıyorum. Çok denedim, Allah belamı versin ki çok denedim bir yerlere
gizleyebilmek için kendimi.. Beceremedim.
Hayatın bana bıkmada usanmadan attığı bir gol var ki
düşman başına. Hayatıma girmiş kişileri çıkarır çoğu zaman.. ki bilirim, benden
gittikten sonra sonsuz karanlıktan ütopyaya gitmiş gibi kabuk atarlar, yeniden
dirilirler.
“Bu kafayla devam edersen yarrak gibi kalırsın bir başına
böyle..” demişti ayrılmak üzerinde olduğum kız arkadaşım. “Terbiyesiz” diye
karşılık vermiştim. Rolleri değişmiştik. Genelde ağzı bozuk taraf ben, beni
toparlayan da o olurdu. İnsan hiç terbiyesiz cevabı sonrası ağlamaya başlar mı?
Karanlıkta olmanın tek iyi yanı bu sanırım.. Ne kadar
geriye veya ileriye gidersen git bir şey değişmez.. Sen zaten karanlıktasın..
“Abi değiş şu şarkıyı dalağımız şişti” dedim servisçiye.
Azer Bülbül’den ‘canım yanıyor’ u dinliyor. Hava bilinçaltım gibi bulanık,
yağışlı, kaygan.. Damlalar inceden inceden vuruyor cama. Azer ağabey giriyor; “kurşundan
beterdi o son sözleri, nasıl gitti hâlâ aklım almıyor.. anlatmak imkansız
çektiklerimi, vurulmuş gibiyim, canım yanıyor..”
Tam alışmışım, değiştiriyor; duygu karmaşası yaşıyorum,
İsmail Türüt’ü açıyor bu sefer.. parkanın kapşonunu çekip başımı cama
yaslıyorum. Radyoyu değiştiriyor, Sezen başlıyor bu sefer.. haydaa diyorum
içimden, daha doğrusu içimden dediğimi düşünüyorum, dışa vurmuşum.. tüm
servisin bakışlarının ağırlığını hissediyorum.. yanımda idari işlerde çalışan
hatun, dikkatli dikkatli bakıyor. Beni her gördüğünde iç geçirir, bana
acıdığını düşünürüm bu iç çekiş şeklini görünce. Toplasan üç kelimelik
muhabbetim olan kız “lan olum senden bir sikim olmaz” demişti. Şaşırmıştım, şok
olmuştum. Sonra sorguladım, acaba bana bu lafları demiyorlar da ben karşımdaki
kişiyi bir ayna bilip bana söylenmesini istediğim şeyleri mi duyuyorum diye.
Sorgulamadım ettiği küfrü. Çünkü haklıydı. Amına koyayım.. Hayatım hayatıma
giren kişilere hak vermekle geçti.
Kafam cama vuruyor iyice, yağmur hızlandı. Sezen’in sesi
kulağımda çınlıyor; olmazdı ben de biliyorum, haklısın haydi git… ne olur lan
demeye kalmadan yanımdan bir ses, “Sisifos gibi lanetlenmişsin sen” diyor.
Kafamı çeviriyorum, bana senden bir sikim olmaz diyen kız. Yağmur tanelerini
böğrümde hissediyorum, çiselemeyi bıraktı dolu yağıyor patır patır. Sisifos ne
alaka yahu diyorum. Hikayesini az çok bildiğim bir karakter, hani şu tanrı
tarafından cezalandırılan yunan mitolojisinden… bir kayayı koca bir tepeye
çıkarmakla cezalandırılan ve tam zirveye ulaşmışken kayası aşağıya yuvarlanan
ve..ve..vee ömrü hayatı boyunca bu işi tekrarlamak zorunda kalan..
Ona doğru bakıp bir şey söylemeyince sanki bir şey
demişim de cevap vermek zorunda kalmış gibi kararlı çıkışıyor.
“Herkesi yazıyorsun, okuyorum seni.. bunu da yazarsın
artık” diyor.
Kalemin var mı diyorum. İki ucu açık bir kurşun kalem
veriyor.
Nasıl anlatılır, nasıl söylenir bilemem. Bunun adı ne mutluluk ne heyecan.. inanın tarifi yok.
Yazarken hızlı yazdım, sert yazdım. okudukça yazdıklarıma üzüldüm. okudukça yaptığım geyiğe güldüm. yalın ve yalnız bir döngü oluşturdum kitabımla aramda.
Şimdi çok ama çok özenli bir çalışmayla (arada bir kaç imla hataları vardı vs) ikinci baskısına hazırlanıyor.
Okuyan, okutan, emeği geçen herkese teşekkür ederim.