20 Kasım 2014 Perşembe

Yalnızlık, yalnızlığımın içinde yalnız kaldı




Bankın dili olsam,
Konuşsam etrafımdaki sararmış yapraklarla
Kasıp kavursam ortalığı,
Bir tahta olsam mesela,
Ulaşsam tüm banklara
Fikrimi sormadan,
Bıraksalar parkın tam ortasına
Yalnızlığı bir bedene sokmak istesem
Kendimi atsam cellat diye ortaya
Bir çocuk gülüşü takılsa aklıma
Yanı başımda ulaşsalar sevdaya.
Bir ormana ulaşsam doruklarda
Bir piknik tüpü yalnızlığına bürünsem
Dalsam tam ortalarına
Yaksam içimi
Bir çay bardağıyla çıksam dudaklara
Çay bardağı olsam mesela
Yaksam elleri, dudak payı bırakmasam
Şekerin ta kendisi olsam
Ulaşamasam bardaklara.
Hüzünlensem yalnızlığıma
Hüzün sigarası olsam, dökülsem kaldırımlara
Küllerimle savrulsam
Bir bütün olsam koca bir stadyumda
Ev sahibi sevse
Karşı taraf sevilse
Hakem olsam bende
Hiçbir zaman kazanamasam..

t.yazıcı
00:17
20 Kasım


10 Kasım 2014 Pazartesi

"Parçalanmış Gülüşler" doğuruyor..


            Yazmaya başlamadan önce çok düşündüm.. hatta bir ara vazgeçtim her şeyden. aklıma kazıdığım bir sürü hikaye geçişlerini silip atmayı denedim. sonra gördüm ki ne ben onları bırakabildim, ne de onlar beni. birlikte yattık, birlikte kalktık. bazen hüzünlendik, bazen seviştik. bazen onlar beni öldürdü, bazen ben onları hunharca katlettim. bir şekilde birbirimizi idare ettik. sonra bir baktım aaa hamileyim, dayandı lavuk, çıkmak istiyor. sezeryan filan dediler başta, kabul etmedim. her şeyin doğalı mâkul olan dediler, hak verdim. bir şekilde kesip atmam lazımdı göbek bağı beynimle düğümlenmiş bu piçi. öyle oldu, öyle hızlı ve uzun yazdım ki. birden çıktı her şey. bazen öyle şeyler yazdım ki kendimden korktum. hikayelerimi okuttuğum bir kaç kişi benden korktu. yok, hayır bari siz korkmayın. bundan sonra korkması gereken benim. son noktayı koyduktan sonra derin bir boşluğa düştüm. simsiyah koca bir yerde buldum kendimi. adım atıyorum ama, attığım her adımda bir yere tosluyorum. bir yere tosluyorum ama neresi olduğunu göremiyorum.
            Parçalanmış Gülüşler dedik. Bir şiirdi beni her şeyden öte yazdırtmaya başlayan demiştim. Bu yüzden kitabın ismine yakışır şeyleri yazmaya özen gösterdim; yani her şeyi. ben yine bendim. yine hiçbir sınır tanımadım, yine aklıma esen her şeyi yazdım. iyi mi ettim kötü mü ettim onu göreceğiz. ama etrafını çevreleyen babaların gölgesinde ve huzurunda beş hikayemi de tamamladım. benden bu kadar, sıra yayın evinde. bu sürecin de kısa olacağını zannetmiyorum. sizlere haber veririm durumu. şimdi bulmam gereken bir fener var. her yer karanlık olsa ne yazar, düştüysek kalkarız; daha ölmedik ya!

                                   

4 Kasım 2014 Salı

Bul Karayı Al Parayı

                Hayır, lütfen bana öyle bakma!
Seni umursamadığımı neden düşünüyorsun? Nedir seni buna iten lütfen benimle paylaş.
Gözlerimin içine bak diyorum sana, lütfen bana inanmalısın.
Bak hakikaten sana yalan söylemiyorum.
Tamam hadi o zaman bir sebep söyle, niye inanmıyorsun bana bir sebep söyle. Şuan ne yazdığını bilmiyorsun ve sadece yazmak için yazıyorsun haksız mıyım?
Belki haklı olabilirsin, ama en azından itiraf et, kişilik bozukluğun var. Kimi yazdığını şaşırıyorsun arada sırada. Bu kadar kaptırma kendini koç.
Sen kimsin ki, sana inat bu yazıda siyah punto ve satır aralığı bırakmayacağım, hadi bakalım kim kiminle konuşacak bakalım anlayabilecekler mi. He bunu yapacak kadar da sıyırdım diyorsun yani. Sen boksun bok! Orta iki de elinde tuttuğun o esrar gibi bok! Ya da onu da boşver, bir oyun hatırlatayım sana. Söyle çabuk. Hayır araya laf sokarak kimin kime laf soktuğunu karıştırmana izin vermeyeceğim. Küçükken neydi lan öyle, insanların arkasından dibine kadar girip yürüyordun, sonra ne oluyordu? Elleri sikine çarpıyordu, e sonra ne oluyordu? Her zaman arkadan vuran suçlu değildir paşam! Kusurlu duruma o masum elini senin sikine vuran düşüyordu değil mi? Bir kere o oyunu sadece ben oynamadığımı geçen okuduğum bir kitapta öğrendim. O yüzden suçu sadece bana atamazsın. Hain köpek! Lan sus! Senin yüzünden beni sevimsiz ve dünyası sadece siyah renklerle kurulu biri zannetiler. Velev ki ibneyiz mitinginde salladığın bayrak olduğunu mu iddia ediyorsun yani? Konumuz o değil, bir kural düzenimin olmadığını sende benden iyi biliyorsun. Kuralları belirleyen sensin gerizekalı! Ben bir Tanrı olsaydım evet, uyun derdim. Atma! Sen Tanrı olsan, insanlara kıyafet bile giydirmezdin. Siktir lan! Kıyafet giydirmeyip ne yapıcam, çok mu meraklıyım. Seni sustarabilmek için ne yapmalıyım? Aynaya bak. Niçin? Bilmem ilk aklıma orası geldi. Ha siktir, ben kimdin lan. Yaa! Böyle öperler işte adamı koçum. E şimdi hangimiz kazandık? E tabii ki ben. Sen kimsin ki? Ne bileyim olum. Haydaa. Olum ikimizde tuttuk başını o zaman. Çok zekisin ya, hadi şimdi akıl ver; kim olduğumuzu nasıl anlayacağız tekrardan? Aaa buldum! Hadi bana en sevdiğin yemeği söyle. Yav olum, manyak mısın. Manyak olmasam senin yanında işim ne. Sende haklısın. Ama belki sevdiğin yemeği söylersen kim olduğun açığa çıkar. Sorun da orada, sen bensin aslında. Kim bilir benim gibi kaçını kullanıp attın bir köşeye böyle. Haydaa, olum kıskançlığın sırası mı. Hadi söyle, onlara da amına koyayım dedin mi. Ya etme gözünü sevem, bak küfürsüz gidiyorduk ne güzel. Siktir dedin ya o küfür sayılmıyor mu. Yok, o başımdan gitin seri söylenmiş şekli. Ama millet rahatsız oluyor. Belki de onlar siktir demiyordur hiç. Defol git başımdan diyordur. Siktir bee! Olum tam çözmek üzereydim lan kim olduğumuzu. Nasıl yani? Hani senin bir yanın küfre karşı ya. Neyse, ben biraz uzanıp Neşet Baba’yı. Aha! Ulan senin Allah’ına kurban ya, buldum kim olduğumu. Bana da söylesene. Olmaz aslanım, düşün biraz. O orta parmağı varya.. Benim yerime de Ah Yalan Dünyayı dinle. Tamam da, şimdi bunları okuyanlar bir sik anlayamayacak. E bunca zaman bir şeyleri anlıyoruz da ne oluyor aslan parçası. Haklısın. İyi hadi gittim bende. İyi eyvallah, bir düşüneyim ben kimdim.

1 Kasım 2014 Cumartesi

Kasımda at başkadır..





Aylardan yine Kasım..
Aşk naralarınızı duyar gibiyim. Aylara / Mevsimlere o kadar büyük sorumluluklar yüklüyoruz ki onlar da siz misiniz bana bunu yakıştıran deyip ayırıp duruyor sevgimizi.
Ömer diyordu ya Duru’ya Yeditepe İstanbul’da ; “Sevgimizi göstermesini bilmiyoruz biz , bu yüzden yaralayıp duruyoruz kendimizi..”
Aynen öyle. Sanırım artık acı çekmek için bile mevsimleri bekler olduk. Haziran ile Ağustos arası aşk acılarını bir kenara bırakıp Eylül’le birlikte su yüzüne çıkarıyoruz.

Ama ekim’de bir bokluk var , böyle saçma çakal bir ay.
“Olursa ekime olmasa sikime kadar” lafından yola çıkarak diyorum ki Ekim ayı erteleme ayı. Olursa olur , olmazsa da umrum dışı hesabı. O yüzden sanırım Ekim’de başlayan bir hikayemiz yok hiçbirimizin. Çünkü ne Bahar’dır ne kış. Ne boran vardır ne sıcak. Öyle arafta bir ay.

Kasım dedik dimi..
Kasım anıları başkadır. Merttir , doğrudur.
Kasım ayı sert geçer. Çoğu zaman kırar geçer.


Bir anekdot;
Küçükken hepimizin arada bir hayvan sevgisi pörtlerdi değil mi. Kimimiz evde kedi beslemek ister kimimiz köpek / kuş filan. Benim hep bir at besleme hayalim vardı , tabi ki evde değil.
Atari kasetleri satan Bahattin amcanın oğlu Nedim abi vardı , bir atı vardı. Arada sokak sokak dolanır araba keşvi yapar , eğer varsa bmw veya süslü armalar filan bize yerini söylerdi , bizde gidip çalardık. Bunun karşılığında atı sevmemize izin verirdi.Hırsızlığa böyle başladım , önce bir at için daha sonra yaşamak için..
Neyse. Bir gün yine çağırdı acele acele ;
“ulan yarağım nerede kaldınız!”  dedi. Başlarda bize yakıştırdığı sıfata pek kızsak da daha sonra yaptığı açıklama bizi biraz yumuşatmıştı.
“olum sevildiğinizi bilin lan size en değer verdiğim yerin adını veriyorum..”
Düşündüğüm de biraz da olsa mantıklı gelmişti ve Nedim abinin de aslında hakikatli bir kalbi olduğunu düşünmüştüm. Ağzım iyi laf yapardı o zamanlarda. Bana açılmak istediği kızı söylemesi yeterliydi . Ben doğaçlama olarak bir şeyler uydurup sanki o söyletmiş gibi kızlara söylerdim.  Benim sayemde çok hatun yaptı zamanında pezevenk.

Daha onüç yaşında bir şairane hırsız.. Kulağa ne hoş geliyor değil mi.
Ondan da çok şeyini çaldılar aslında. Benliğini , sevdiğini , geçmişini..
Geçmişi olmayan adam hüzün saçar etrafa. Hüzün içer , hüzün işer.
“Çıkmaz ayın son çarşambası”yım ben. Bir o kadar dillerde , bir o kadar yok , bir o kadar yalnız. Oysa ki ne çok beklemiştim birinin gelip bulmasını , birinin gelip çıkarmasını bu kör kuyudan. Şimdiye kadar bana ne biçtilerse ben o sıfat oldum. Kimi zaman belden aşağı , kimi zaman sol memede , kimi zaman bir hayalde , bir otobüste , trende , bir gökyüzüde.
Bazen bir kuşun sıçtığı bok , bazen gözden akan bir gramlık tuzlu yaş.
Ama oldum..Yalnız oldum.. O kadar sıfattın üzerime yapışmasına izin vermeyip , hepsinden sıyrıldım.Yalnızlık mertebesine ulaştım. Rivayete göre yalnızlık mertebine ulaşanların yeri cennetlikmiş.
Hissediyorum yalancı hurilerin yüzüme üfürdükleri nefesi cennet kapısında. Uyuşuyor bedenim , burası çok soğuk. Bir tane cibilliyetini siktiğimin biri çıkıyor uzaktan. Sesini duyabiliyorum , etrafım karanlık göremiyorum. Cennetin kapısındayım görüyorum. Elinde bir mızrak var korkuyorum. Bunu ne yapacaksın diyorum.Götüne sokucam cevabını alıyorum. Etraf çok karanlık , korkuyorum. Oysa korkmak bana yasak . Ben çıkmaz ayın son çarşambasıyım , ben virgülüm , ben iki noktayım.. Benim sonum olamaz.


Boğuluyorum..
O kadar damızlık harf var ki kafamda , hepsinin tecavüzüne uğruyorum.Ulaşacaklar diye çok korkuyorum oraya.Tam köşeme , sol köşeme..
Oraya gelmesinler diye çok bedel ödedim. Çok günaha girdim..
Hayır hayır şimdi olamaz. Yine tekrarlayamam bu sonu.
Git deme bana gidemem! Aylardan Kasım , hüznümü terk edemem! İşedim yok oldular , ama koklarım. Her şeyi koklarım ben , hüznün kokusunu bile alırım. Anasonla dölün karışımı bişey kokar , hafif ekşi biraz sert. Ama bilirim.

Aylardan Kasım..
Buna da git diyemem.
Nedim abi git dedi gittim. Ama şimdi olmaz , Kasım’ı terk edemem.
Yine rivayete göre Kasım ayını reddeden prostat oluyormuş. Hayır gülme bana! Bundan korkmuyorum. Oturarak işiyorum. Vallahi billahi!
Yine Kasım ayı , öğrendim artık yenilmeyide.
Hayattan , aşktan sevdadan her bir zerre sevda pıhtısından aldım payımı.
Benim Bahar’ım o Çarşamba’da..
Gelip beni bulmasını bekliyorum.. 

ve son olarak Turgut Uyar diyor ki;
"Bu dünyada en iyi ben yenilirim, dosta, düşmana, aşka ve kadınlara.."